içinde

Annelere Dair..

Az önce bir Tweet akışı okudum, Twitter’da.. 

Çok beğendim, çok etkilendim..

Sizinle paylaşmak istedim..

***

***

“””İlkokula Ankara Keçiören’de başlamıştım.. Zibil gibi çocuk vardı.. Sınıflar yetmediği için üçlü öğretim yapılıyordu, sabahçı, öğlenci akşamcı diye.. Buna rağmen tek sırada üç çocuk otururduk.. Yerli malı haftasında fasulyelerimiz birbirine karışırdı..

Sonra Emek mahallesine taşındık.. Yeni okuluma gittiğim ilk gün sınıfın yarısı boş gibi göründü.. En fazla yan yana iki çocuk, bazı sıralarda tek çocuk vardı.. Herhâlde verdiğim ilk izlenim kötü olmuş ki hoca sorduğunda kimse beni yanına istemedi..

Sonra arkalardan ufak tefek bir oğlan elini kaldırdı, buraya gel dedi.. Gittim, Fuat diye kirpi saçlı fındık burunlu bir oğlandı.. Sonra öğrendim ki ön sıralarda genelde apartmanlarda oturan, hâli vakti biraz yerinde ailelerin çocukları, arkalarda da gecekonduda oturan çocuklar oturuyormuş.. Tabii böyle resmî bir düzen yok ama fakir çocuklar başka ev dertleriyle uğraşmaktan pek ders de çalışamıyordu, hâliyle hocaya yakın olmaktan korkuyorlardı.. 

Emek’te 8. Caddenin bittiği yerde Arı sineması’na (eski TRT stüdyosu) çıkan yokuş vardı.. O yokuşun arka tarafları hep gecekonduydu.. Benim sıra arkadaşlarımın evlerine de gittim gördüm.. Derme çatma tek katlı şeylerdi.. Babaları çoğunlukla inşaatta çalışıyor ve yaptıkları apartman bitince orada kapıcı olarak kalabilmeyi hayatta en büyük hedefleri olarak anlatıyorlardı..

Yeni sınıfa geldikten bir hafta sonra aritmetik sınavı oldu, en iyi notu aldım.. Sonra benim de apartmanda oturduğum, babamın subay olduğu vs anlaşılınca süksem arttı.. Öndeki birkaç çocuk beni yanlarına davet etti.. Fuat’la aramız iyiydi, sıramı değiştirmedim..

Sonra garip bir şey oldu.. Yeni okulda yalnız sabahçı ve öğlenci sınıf olduğu için sabah saat 10 civarında beslenme teneffüsü vardı.. Keçiören’de yoktu bu; zaten okulda 3-4 saat bile durmuyorduk..

İlginç olanı, beslenme çantamızda yalnızca su mataramız, çatal bıçak ve tabak olmasıydı; yemek götürmüyorduk.. Çocuklar farklı şeyler getirirse birbirlerinin yiyeceğinde gözü kalır diye başka yol bulmuşlar.. Her gün yalnızca bir anne 30 çocuk için yiyecek bir şeyler getiriyordu..

Tam yemek değil, bir parça börek, kek, güzel meyve gibi şeyler.. Çoğunluk anneler kendileri o saatte gelip özene bezene önümüze aynı şeyi koyuyorlardı, biz de afiyetle yiyorduk.. Bir müddet sonra sıra Fuat’a geldi.. Yemeği kendisi getirmişti..

Büyük bir tencereyi naylon torbaya koymuş vermiş annesi.. Tencereyi açınca içinden yumurtalı ekmek kızartması çıktı.. Herkese birer dilim dağıttı Fuat.. Çok lezzetliydi ve hepimiz severek yedik ama doğrusu diğer günler yediğimiz şeylere göre çok fakir işi göründü bize..

Fuat’ın da dağıtırken yüzünün kızardığını fark ettim, üzüldüm.. Eve dönünce ilk iş bu olayı anneme anlattım.. Bizim eve oynamaya geldiği için Fuat’ı tanıyordu.. Pek oralı olmadı, öyle mi dedi, konuyu kapattı.. Buna da şaşırdım, oysa annem ince düşünceli bir kadındı..

Belki ben olayı abarttım dedim, sonra ben de bunu unuttum.. Sınıfta herkesin beslenme sırası bitince sıra bana geldi.. Annem ben getirim dedi, eli boş gittim okula.. Teneffüs saatinde elinde torbalarla kapıya geldi.. Açtı, dağıtmaya başladı..

Herkese bir dilim yumurtalı ekmek kızartması yapmıştı.. Ne kadar sevindiğimi anlatamam.. Ondan sonra da okuldan mezun olana kadar aynı menüyü çıkardı.. 

Güzel annemi bu olaydan sekiz yıl sonra ben lise ikideyken kaybettik, çok gençti..

Fuat’a ne oldu peki? Bilmiyorum.. Yıllar sonra eski bir defterde resmini buldum.. Tekrar bulursam paylaşayım, ne tatlı çocuktu..”””

***

***

(Yazan: @VanerAlper/Twitter)

(Öneren: Benim Sevgili Ayrıkotum: Melike Demirağ Kaplan hocam/Twitter)

$ s Yorumları

Cevap bırakın
  1. iyi geceler Üstat… benzer ama benim başımdan geçmiş gerçek hikaye.uzun uzun yaz dedin her gün. yazacak konu bulamıyordum sen verdin.
    Benim annem doğulu.Rahmetli babam askerliğini doğuda yaparken tamda askerliği bitmek üzereyken kaçırmış annemi. hem askerliğini yakmış hem annemi. annem 15 inde bir kız. kadnlık yapabilir mi evciik oynamışlar.
    babam hapse girmesin diye olmayan nüfus kağıdı büyütülerek çıkarılmış.yanan askerlik bir daha yapılmış.
    Sonra memlekete dönülmüş…babamın ailesinden kimse kabul etmemiş annemi. götür bu kara kuru kızı sana köyün en güzelini alalım demişler. babam anneme bakmış, başı önde iki eli önde sağ el sol elin üstünde kocasının vereceği kararı saygıyla bekleyen bir masum melek. babam kendine yakışanı yapmış bırakmış sevdiği için bolluk bereketi. karabükten atlamışlar trene doğruca filyosa. kalacak yer yok. bulmuş terkedilmiş bir bina ben annemin kucağında 2 yaşında bir bebek.babamın sırtından çıkardığı deri cekete üçümüzde sığmışız.
    Ertesi gün filyosta tuğla fabrikası var orada taşeronun birinden iş buluyor ve yeni hayatımıza merhaba diyoruz.
    Annem okuma yazma bilmez. halen bilmez.o zaman yemek yapmayıda bilmezdi.zamanla babamdan öğrendi.
    İşte senin yazındaki hikaye kahramanının başından geçenin beneki yaşanmışlığı.
    Ben ilkokul 1 ve ikiyi Konya / Beyşehirde okudum. ikinci ders beslenme saatiydi.her öğrenciye okul çeyrek ekmek haşlanmış yumurta işte ekmek arasına ne konursa veriyordu.
    üçüncü sınıfa geçince iskenderuna taşındık.ordaki kural herkes ne yemek isterse annesi yapıp beslenme çantasına koyacak. tabi ben kendim koyuyordum. okula giderken köşedeki bakkala uğrar çeyrek ekmek reçel ufaccık bir peynir.
    Geldik dördüncü sınıfa..biz Gemliğe taşındık iskenderundaki iş bitince. burda ki beslenme sistemi çok farklı.aynı hikayedeki gibi sırayla bir anne tüm sınıfa bir şeyler yapıyor. yapıyor az sanatını konuşturuyor. diğer annelerin hepsi gemlikli.. bir benim annem bir de öğretmenimizin oğluda ilkokulu annesinin öğretmenliğde okuyor.
    Şimdi ben her annenin sırayla besleyeceğini duydum ya. sıra öğretmenin masasının önündeki sıradan başlatıldı.ben bunu görünce çok severek oturduğum ortadaki sıranın ortasından yemek sırası en son gelecek sıradaki çocuğun dibinde buldum. yer değişelimmi dedim. ben mi derken benim yerime geçmişti.
    Geçtimde ne odu otuz gün sonra sıra eninde sonunda bize gelecek.ben cesaret edip anneme son güne kadar söylemedim. iskenderundan alıştı ya o yine öyle sanıyor.
    tüm cesaretimi topladım anne bu okulda anneler sırayla tüm sınıfı doyuruyor. önce anlamadı sadece ” neden ” dedi. ben başkasının çocuğunu neden doyurayım. anne onlar beni bir aydır doyuruyor dedim. ikimizde ne yapacağımızı bilemedik.babama danıştık. üzüldüğüz bumu attı elini pantolonun cebine çıkardı bi yüzlük git bi pastaneye al bir şeyler doyur çocukları.
    Ertesi gün bende büyük heyecan. beslenme saati. annem kucağında tahta bir sandık girdi sınıfa. öğretmene selamını verdi bizim çocuk geç söyledi bu seferlik böyle olsun. öğretmen tamam dedi.sandığı açtı içi full un kurabiyesi.kristal kesim. öğretmen iki öğrenci seçti dağıtın hepsini arkadaşlarınıza..dağıttılar. problem kişi başına haddinden fazla düşmesi…hepimiz tıka basa yedik,artanı cebimize koyduk öbür teneffüste yedik.
    Nemi oldu? Ertesi gün sınıfta Müzeyyen öğretmenimle oğlu tanju vardı. öğretmenimiz oğluna kendi yaptığı tostu vermiş. tabi müdür gelmiş sınıfa mesul olan anne yarın tiiz odama. annem gitmiş sadece ağlamış.ben istermiyim böyle olsun. Müzeyyen hocam acımış anneme.ertesi gün bana annenide alıp hafta sonu bize misafirliğe gelin dedi. anneme söyledim gittik. ben tanjuyla oyun oynarken Müzeyyen öğretmenim anneme bir sonraki sırasında yapacağı basit hamur işlerini öğretiyordu. biz o sınıf bitene kadar her hafta sonu ya bizim evde yada onlardaydık.orta dereceyle geçtiğim ilk üç sınıftan sonra tanjunun bana verdiği ders çalışma eğitimiyle hep teşekkür takdirle geçtim.
    Ertesi yıl serhat şehri edirneye taşındık.orda ister ye ister yeme modu vardı anneme sıkıntı olmadı.
    hayatın insana ne getireceği belli olmuyor. annem o un kurabiyesini almasa biz ishal olmasak..annem Müzeyyen öğretmenin, ben tanjunun hayatımıza yön veren dokunuşu alamayacaktık.
    bir buçuk saati yine kitledin bana.iyide oldu bee.kafam dağıldı sağol varol.

    • Vay arkadaş!…

      Okuduktan sonra bir süre gözlerim tavanda takılı kaldı; aldı götürdü beni bu hikaye… Ne yaptın be Bodo! Aha bak annem sesleniyor içeriden, üstünde Tarzan resmi olan mavi beslenme çantamı hazırlamış, ekmeği sıkıştırarak kapatmaya çalışıyor. Yarım ekmekten az fazla; iki de lop haşlanmış yumurta. Evet evet! İki yumurta, bir ekmeğe yakın ekmek! Nasıl bir ayıysam artık! Doymuyordum; ne yapayım? Hey Allahım, kokusu burnuma geliyor yahu; sınıfı nasıl da sarardı buram buram. Kızların tiksinerek baktığını; yumurta getirenlerden süratle uzaklaştığını söylememe gerek yok sanıyorum. Kimin umurundaki o zaman! Eskimekten saçma bir yeşile dönüşmüş ”siyah” önlüğü, etli boynumu sıkan sararmış ”beyaz” yakayı… Nasıl da unutmuştuk be Bodo! Niye yaptın ki böyle bir şeyi? Niye hatırlattın yani? Hayır, hatırlattın ne oldu? Alacağın olsun emi, aşk olsun! Biz hep kalabalık bir aileydik Bodo; al bak dedem mahçup mahçup gülüyor salonun orta yerinde, babaannem söylenmeye başlamış bile. Dört çocuk, sıra sıra; en küçüğü ben. Soba tütmüş, azıcık da is kokusu var. Umut dolu bakışlarıyla babam jilet gibi giyinmiş; koşuşturmaya hazır… Annem sabahtan başlamış akşam yemeği telaşına… Off! …

      Yok yok! Böyle olmayacak, kalkıp şu duyguları bana yaşatan herife bir selam çakmazsam olmaz… @sverisson yoldaş yapardı eskiden(!) böyle şeyler; durup dururken ruhumuzu titretecek bir şeyler yazar-paylaşır kenara çekilirdi. Sıra sende demek ki Bodo. Tek bir şartla ama… Değil sol başparmağınla, burnunla bile yazacaksan yazacaksın Bodo; ben anlamam:)

      Kenara çekilmek yok!

      Eline, emeğine, ruhuna-yüreğine sağlık güzel dostum…

      Tek kelimeyle:

      Bayıldım… 👍👍

      💖💖💖💖💖💖

      • @ferme gibi bir ustadan gelen bu övgü dolu sözler yanılmadığımı gösteriyor bana sevgili @bodo..
        Müthiş bir potansiyelin var ve gerçekten çok iyi yazıyor5sun..
        Tekrar kutluyorum seni sevgili dostum..

        Unutmadan,
        Gerçi bu işler siparişle filan olmaz,
        İnsan aklına ne gelirse, gönlünden ne geçerse onu yazar,
        Eyvallah..

        Lakin,
        Senin şu Irak’ta geçen çalışma günlerinden bize aktaracağın çok güzel anılarının olduğu kanaatindeyim..
        Yanlış anımsamıyorsam şayet, dönüş yolculuğun bir hayli heyecanlı geçmişti mesela,
        Değil mi?..

        Nasıl olsa Milli aradayız..
        Vaktimiz bol..
        Yazarsan okuruz, haberin olsun..

        Sevgilerimle..

  2. Güldüm,
    Duygulandım,
    Şaşırdım,
    Hayret ettim,
    İçim doldu
    Ve çok sevindim..
    Üstüne üstlük, sendeki yazma potansiyelini gördüğümde de gözlerim kamaştı..

    Farkında mısın, bilmem..
    Ama, ciddi ciddi uzun hikayeler, anılar, gezi notları yazacak bir potansiyel var sende..
    Dolduruşa getirme filan gibi bir derdim yok, inan bana.
    Çok ciddiyim..

    Gerçi şu anda vakit çok geç..
    Sabahı karşılamak üzereyiz..
    Seninle benim gibi bir başka gece kuşu bulmak pek mümkün değildir bu saatte forumda..
    Ama bak, yarın olsun hele bir, göreceksin şu güzel anıyı okuyanların tepkilerini..

    Hele hele bizim @ferme filan, kıskançlığından deliye döner, inan..
    Ki @ferme, ciddi ciddi sağlam bir yazardır, biliyorsun..

    Valla, doğruyu söylemek gerekirse ben hiçbir şey yapmadım..
    İşi bana bağlamaya kalkma boş yere..
    Sadece beğendiğim bir tweeti paylaşmıştım ben sizinle..
    Sen, zaten hazırmışsın yazmaya da..
    ..beni bahane ediyorsun arkadaş..

    Masumiyet ve katıksız sevgiyle dolu aile hikayeni büyük bir saygıyla okuduğumu,
    Yazma konusundaki ustalığına da hayran kaldığımı bilmeni isterim @bodo..

    Sevgilerimle..
    💖💖💖💖💖💖💖💖💖

    • Kıskandım tabii:)) 😋… (yalan!) … Bodo hep böyle yazsın, ben kıskanmaya(!) razıyım yoldaş… Çatlatsın beni:)))
      Şaka değil, gerçekten çok çok iyi…

      Paylaştığın hikayeyi Twitter de görmüş fakat okuyamamıştım, bunun için teşekkür ediyorum. Üstüne Erol abinin yazdıklarıyla sabah sabah daldım gittim; eksik olmayın…

      Bu arada benim için söz ettiğin ”sağlam yazar” ifadesi için de çok teşekkür ediyorum; keşke ben de inanabilsem bu kadar kendime…🙄

      Cansın… Cansınız…

      Sevgilerimle…
      💖💖💖💖💖

      • “Sağlam Yazar’la ilgili..”

        Yılmaz Özdil çalıştığı gazeteden bir diğerine (şimdi yalan olmasın, galiba Hürriyet’e) transfer olacaktı..
        Gazete günler, haftalar boyu yeri göğü inletti, Büyük Yazar, Büyük Yazar diye..

        Sonra Yılmaz geldi,
        İlk yazısını, baştan sona kadar BÜYÜK HARFLERLE YAZDI..

        Senin için de Sağlam Yazar derken abartmış olduğumu hiç sanmıyorum yoldaş..
        Sağlam yazarsın sen de canım, ciddiyim..
        O kadar da küçük görme kendini..

        Al mesela, Se-a-yumuşak g-le-a ve me,
        Bu kadar basit..
        Yazamaz mısın yani?..
        Yazarsın bence..
        😏😏😏😏😏

        (Seni çok sevdiğimi sakın unutma, sakın.. )
        💖💖💖💖💖
        @ferme

Bir cevap yazın