içinde

Birileri, bir yerlerde..

“Yeter ulan, anasını satayım.. Ben mi bitireceğim bu dünyanın işini?.. Benim de hakkım değil mi yani dinlenmek?.. Kalkmıyorum amına koyayım.. Paso yatacağım ben bu gün kendi şatomda, yani kendi evimde..” diye karar verip o günü tatil ilan etsen kendi kendine.. Sağından soluna döne döne, götünü göbeğini kaşıya kaşıya keyif yaparak uyuyacağın, Harun Reşit’in saltanat odası misali kendi gariban yatağında yatıp yatacağın zaman 12 saattir, olsa olsa.. 

Yani dünyalara değişmeyeceğin krallığında, yine yani kendi yatağında (tut ki abarttın diyelim) geçireceğin 12 saatin, kaba bir anlatımla hepi topu yarım günün ardından doğrulup kalktığında ya başın ağrıyordur, ya belin tutulmuştur..

Döne döne yattığın, taht misali o krallara layık yatağında ama, dikkat et..

….

Oysa o sıralarda, bir yerlerde, birileri, kimileri.. 

Yaşadıkları o dehşet anını takip eden zamanın ardından geçen bitmek bilmeyen saatler boyunca, 

Tam 3 gündür, 

Kapkaranlık bir çukurda, 

Evin türlü çeşit eşyasının, 

Mesela günler boyu araya taraya bulup bir dolu para dökerek satın aldığı giysilerini astığı elbise dolabının, 

Yahut günlük kullanımda veya eş dost geldiğinde, önemli aile büyüklerini misafir ettiğinde kullanmak için bin bir özenle aldığı tabak çanağı, bardak takımını doldurduğu mutfak dolabının, 

Yıllar boyunca bir pul koleksiyoncusu özeniyle binlerce lira para dökerek topladığı kitapları dizdiği kitaplığın,

Belki evin kendi duvarının, 

Veya tavandaki kirişin, 

Ya da belki, üç gün önce evi ayakta tutmaktayken kimselerin dikkatini çekmeyen ama şimdi yan yatıp altına aldığı vücudunu acımasız ağırlığıyla ezen kolonun altında kıpırtısız.. 

Sağdan sola, solda sağ dönemeden.. 

Kolundaki, bacağındaki, karnındaki, göğsündeki kırıkların acısıyla.. 

Buz gibi soğuğun altında.. 

Aşsız, ekmeksiz, susuz, sevgisiz.. 

Yakın bir temas olmaksızın.. 

Sesimi duyan olur mu, gelip kurtaran olur mu beklentisiyle yatıyorlar, dostlarım..

….

Kiminin içindeki hayat ışığı söneli çok oldu,

Kiminin kalan “yaşam şarjı” iki tık.. 

….

Öylece..

Buz gibi soğuğun altında, zifiri karanlığın içinde.. 

Bulunduğu pozisyonu değiştirip de sırtını belini rahatlatma imkanı olmadan,  

Bir daha kolunu, bacağını, gözünü kullanamayacağının, 

koşamayacağının, yürüyemeyeceğinin bilinciyle yatıyorlar,

Bekliyorlar..

….

Orada, 

öylece, 

yapayalnız..

….

Bir cevap yazın

GIPHY Uygulama Anahtarı Ayarlanmadı. Lütfen Kontrol Edin

  1. Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
    Elemim bir yüreğin kârı değil paylaşalım:

    Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim bilmem ki?
    Öyle dehşetli muhîtimde dönen mâtem ki!

    Ah! Karşımda vatan nâmına bir kabristan
    Yatıyor şimdi Nasıl yerlere geçmez insan?

    Şu mezarlar ki, uzanmış gidiyor, ey yolcu,
    Nereden başladı yükselmeye, bak, nerede ucu!
    Hiç sırası değil edebiyatın aslında zaten bunu yazan yürek başka manada yazmış ama insan içindeki hüznü kelimelerle ifade edemeyince böyle gelip takılıyor diline
    Keşke elimizden çok fazlası gelse keşke Harry potter gibi bir değnekle o koca moloz yığınlarını bir hareketle kaldıra bilsek keşke mühendis olup transformers gibi kocaman robotlar yapsak ne kadar sıkışmış kalmış insan varsa çekip çıkarı verseler 1 saatte keşke malatyanın Adıyaman ın maraşın hatayın Osmaniye’nin üstüne kocaman kubbeler çekip tavanları na lambalar döşeyiversek bunlar bir hayal belki ama keşke oralarda olupda üstümüzü başımızı parçalayarak göğsümüzü yumruklaya yumruklaya sesimiz kesilene kadar ALLAAAAAH yandık Allahım yandık diye feryat edebilseydik…..
    Amcamın kızı nı kaybettik orada ama göçük altında kalanları düşünmek ten ne o garibana nede evleri yıkılan akrabalarıma üzülemedim Allah yardımcıları olsun inşallah

    • Değerli dostum,
      Biri Mehmet Akif,
      Bir daha dünyaya gelmesi pek mümkün olamayacak ölçüde, gerçek manada bir dev,
      Öteki ben garip kardeşin..
      Kıyas kabul eder mi normal bir akıl birini ötekiyle yarıştırmaya..

      Senin de aynen dediğin gibi edebiyatın hem manası yok, hem de güç yetmez bu acıları dile dökmeye..
      Dün gecenin en geç saatlerinde, sabaha karşı, hanıma da belli etmemeye çabalayarak, dolan gözlerle yazdım o üç beş fukara satırı..
      Çünkü konuşmazsam, yazmazsam,
      aklımdakileri dile getirmezsem, paylaşmazsam
      sağ çıkamayacakmışım gibi geliyor bu kahreden ruh halinden..

      Olan biteni seyrediyorsun, yürek dayanmıyor..
      Bakmayayım artık yeter diyorsun, gönül bırakmıyor..
      Şaşırdık kaldık..

      Amca kızın için çok üzüldüm, Miralay..
      Başın sağ olsun değerli dostum..

      Kardeşimize de Allah Rahmet Eylesin,
      Mekanı Cennet olsun, Nur içinde yatsın,
      Geride kalanlara Allah sabır versin..

  2. Bir hikaye anlatayım; bu sabahın 5 buçuğunda rastladığım…

    Dün bir abimiz Antakya’da yardıma giden ekibin yakıtı bittiği ve temin etme şansı olmadığından 2 bidon mazot alıp yola çıkıyor bizim burdan. Zor bela yetişip teslim ediyor emanetleri. Hiç durmadan gerisin geri yola düşüyor zira diğer teknik islere bir faydası yok; bari gidip ne toplasam kardır hesabı gider gelirim diyor. Antakya- Mersin arası normal şartlarda 3 bilemedin 3,5 saat… aksam 5 gibi çıkıyor yola. Yollar kıyamet gibi. Yıkık döküğü ayrı terane, birde insan seli; deprem bölgelerinden memleketin sağlam(!) yerlerine kaçışıyor gariplerim. Sabah 6 gibi Mersine yaklaşık 20 dakikalık mesafede otobanda bir kaza oluyor; çok ciddi değil ama yol haliyle daha da sıkışıp karışıyor. Bir araç içinde 7 kişi depremden kaçan…bakıyorlar ilerde kaza var… yol sıkışmış… arkalarından gelen ambulansa yol vermeye çalışıyor sola doğru orta refüje kayarak… ambulans geçiyor, yol tıkanıyor ileride… Sol şerit tıkalı… araç duruyor… arka kapıdan 25 yaşında genç bir kadın… depremden kurtulan… yola çıkıyor şaşkınca … şu an üzerinde battaniye örtülü… yatıyor orta refüjde… Mustafa abi zifiri karanlıkta görmemiş…
    ….
    Sabah haber ediyorlar, 6 buçukta; sabahın ayazında, halen sel gibi akan araç trafiğinde bekliyoruz…
    Jandarma, polis, çekici kamyonlar, akan trafik…
    Feryat figan…
    Savcı, olay yeri inceleme; bekliyoruz…
    Nakil aracı… bekliyoruz…
    Feryat figan…
    Şu an karakola geldik, ifade alacaklar..
    bekliyoruz babam bekliyoruz…

    Mavi, ekose battaniye…

    Bekliyoruz;

    Feryat figan…