içinde

çok ilginç

Bugün bir resme denk geldim arapça bir mektup.. son osmanlı padişahı vahdettin.. altında yazan yoruma bakın: ”putunuzun sayesinde okuyamıyoruz mektubu…”  diyor vatandaş

abi siyasi kesinlikle değil.. cahillik bu işte tamda bu… kimse kimseye arapça öğrenemezsin… yasak diye bir engel mi koyduda bizim haberimiz yok.. küfür edecem böyle kendini insan sanan müsvettelere.. gidip öğrenebilirsin.. istersen ingilizce.. farsça istersen italyanca rusça ne öğrenmek istiyrosan gidip öğrene bilir.. kimse size engel olmadı… yanlış bilmiyorsam Kuran Kurslarında hadi orayıda geçtim artık teknoloji çok gelişti internetten bile az çok öğrenme imkanınız var.. ama bazı şeyler basit geliyor cahillere.. Arapça bilmiyorsunuz tamam ama  Kuran-ı Kerimin türkçeside var açıp okudunuz mu? yok, namaz kılıyor musunuz? yok kim size engel oluyor Atatürk mü? ağızda bir ton küfür milletin hakkını gasp et.. bütün kötülüklere göz yum.. çal çırp… namaz kılıyorum ben müslümanım.. haşa yargılamak bana düşmez ama cahillik çok kötü bir şey…

$ s Yorumları

Cevap bırakın
    • Arapça farklı Osmanlıca (aslında Türkçedir) ortak noktaları olsa da farklıdır. Her ne kadar Arapça harfler kullanılsa da harf sayıları da farklıdır. Biri 28 biri 31 harftir. Osmanlıca içinde Arapça kökenli kelimeler olsa da içinde farsça Latince kelimeler de vardır. Büyük bir hazinedir. Bunu özel ilgi alanım olduğu için rahatlıkla söyleyebilirim. Şu da bir vakıadır: dilini yazısını değiştirmiş bizden başka ülke yoktur. İbni Haldun’un teorisine (mağlupların galipleri taklit etmesi) ters bir ahval üzerindeyiz. Biz taklitçiyiz de, galip kim? Galip bizsek taklitçilik niye? Neyse boşver dostum bu işleri, benim ezberimin bozulması çok eskiye dayanır, inan insanı mutlu etmiyor… Tarihi (gerçek) öğrenmek istiyorsan yayınevinden çıkan kitaplardan öğrenemezsin. Bu net…

  1. Sevgili Edu,
    Çok sevdiğim, saydığım, değer verdiğim, kıymetli bulduğum Müfarakat hocamın söylediklerinin doğruluğu sabit ve baki kalmak kaydıyla söyleyeyim:

    Yazının icadı, batıcı yaklaşımla 5000 sene…

    (Batıcı yaklaşım dememin nedeni, son zamanlarda Asya’da bulunan bazı taşlar üzerindeki yazıların tarihinin m.ö. 4000’li yılları işaret ediyor olması..)

    Bu süre zarfında, İmparatorluk ahalisinin okur-yazarlık oranına bir bakarsak;
    Ardından, yapılan harf devrimiyle bu oranın “sıfıra vurması” sonrasındaki yıllardan başlayarak okuryazarlık oranındaki yükselişle kıyaslarsak Cumhuriyetin yapmış olduğu devrimin haklılığı, doğruluğu ortaya çıkmış olur…

    Öte yandan,
    1- Osmanlıcanın sözcük dağarcığı, kelimelerdeki anlam çeşitliliği, dil rengi gibi konularda çok zengin bir olduğu kesindir…
    Hemen küçücük bir örnek vereyim: İfrat da tefrit de günümüz Türkçesinde aynı anlama gelir, “aşırı olma” halini anlatır… Oysa aslında ifrat, fazlalık anlamındaki aşırılığı anlatır… Tefrit ise noksanlık anlamındaki aşırılığa karşı gelir…

    2- Harf devrimi sonrasında vatandaşların -kısa da olsa- bir süre boyunca okuryazarlık konusunda “dibe vurmuş” olması doğrudur, gerçektir…
    Aziz Nesin -ki bilirsin solcudur, sosyalisttir- hatıralarında söz eder bundan…
    Ne var ki, işin sevimli yanı, bu zorluğun yani okuma yazma konusundaki bu sıkıntının halkın genelini etkileme oranı çok düşüktür…
    Çünkü, zaten okuryazar sayısı son derece az olduğundan ülke nüfusunun çok ama çok küçük bir bölümü etkilenmiştir bundan…
    Zaten okuryazar olan küçük -ama, elbette elit ve rafine- bir kesim, yeni harflere uyum konusunda büyük bir sıkıntı çekmiş olmakla birlikte,
    Okumayı yazmayı hiç bilmeyen büyük bir kesimin yeni harflere uyumu son derece kolay olmuştur…
    Ve bu sayede ülkedeki okuryazarlık oranı dikey kalkış grafiği çizmiş/çizebilmiştir…

    3- Son olarak, yapılan devrim harf devriminden ibarettir… Osmanlıca orada durmaktadır… Yapılan değişiklik, Osmanlıca sözcüklerin latin harfleriyle ifade edilmesinden ibarettir…
    Osmanlıcanın rengini, zenginliğini, keyfini yaşamak, tadını çıkartmak isteyenler Cumhuriyetin ilk dönem yazarlarının eserlerini okuyarak bu zevki sürebilir…
    Ne var ki hayatın her yanında olduğu gibi bu iş de öyle işkembeden sallamakla olmaz…
    Büyük bir emek gerekir bu meselenin sanatsal yönünü anlayabilmek ve sonrasında keyfini çıkartabilmek için…

    Müfarakat hocam, eski dile vakıf bir şahsiyet olması hasebiyle, bu konuyla ilgili olarak ne hadar üzülse, hayıflansa, dövünse haklıdır…
    O’nun, Osmanlıca bir metni okurken duyduğu “şehevi hazzı” tahmin edebiliyorum ben…

    Geri kalan cahil güruh -okuyamamış cahile kurban olayım, sözüm fikrî cahilleredir- umurumda bile değil..

    Bırak Müfarakat hocamın ayakkabılarını bağlamayı, bağlarken izlemeye;
    Bırak eline su dökmeyi, ellerini yıkamasını izlemeye haddi olmayan zavallıların cahilce söylemleriyle, hezeyanlarıyla hiiç moralini bozma sen kardeşim…

    Doğru yolda olan sensin, sevgili Edu…
    Bütüüün eksiklerine, noksanlarına, tamamlanmamışlıklarına karşın bu dünyanın en saygın ülkelerinden biri olan bu ülkenin çok değerli bir kişisisin sen…
    Helal olsun sana/size…

    3
    2

Bir cevap yazın