içinde

DİZİLİŞ FUTBOL

—Bölüm 5–

TAKTİK BİLİMİNE İTALYANLARIN DAMGASI;

“CATENACCİO” —> “Önce Durdur, Sonra Vur”

Önceki “Diziliş Futbol” bölümlerinde adından sıkça bahsettiğimiz efsane Karl Rappan -hatırlayacağınız üzere- rakip forvetlerin savunmacısından sıyrıldığı anda kaleciyle karşı karşıya kalabilmesi sorununa “Verrou Kilidi”ni geliştirerek çözüm üretmeye çalışmıştı. Oyunculardan topu kaptırdıkları anda pres yapmalarını ve o sayede kazanılan süre zarfında diğer oyuncuların saha içerisinde birbirlerinin mevkilerine kaymalarını isteyen ilk teknik adam olan Rappan’ın bu keşfi günümüzde bize çok tanıdık gelse de o dönem ki takımlara ve teknik adamlara çok farklı ve uygulanması zor gelmişti. Bu yüzden Rappan’ın oyununu o dönem ondan başka hiç kimse oynatamadı. Lakin bu keşif birebir oynatılamasa da kendinden sonraki yıllarda gerçekleşecek olan iki büyük değişimi tetikleyecek, taban tabana zıt olan iki futbol ekolünün doğuşuna katkı sağlayarak modern futbolun en önemli dönüm noktalarından biri haline gelecekti..

Nazilerin kıta Avrupa’sını tank ve tüfeklerle işgal etmesinin hemen öncesi ve sonrasındaki ilk yıllarda futbola yön veren ülkeler italya, Avusturya ve Macaristan idi. O dönem futbolu Chapman’ın WM sistemini geliştirenler ve onlara karşı çözüm üretmeye çalışanlar olarak ikiye ayrılmıştı. Dünya futbolunun bir kısmı WM’nin eksiklerini geliştirme yolunu seçerek futbol tarihine damgasına vuracak olan ünlü 4-2-4 sistemi ve “Total Futbol”a doğru yol alırken, diğer kısmı ise özellikle İtalyanların önderliğinde İngilizlerin “WM”sine karşı varlık gösterebilmek için “süper defans” taktiklerine doğru transit geçiş yapacaklardı.

Bu yol ayrımına sebep olan en büyük etken, her dönem olduğu gibi yine “Ekonomik Sıkıntılar” idi. Çünkü ingilizlerin WMsi ancak kaliteli oyuncularla oynanabilen bir sistemdi ve bunu sağlayamayan takımlar ortaya çıkan bu dezavantajı avantaja çevirmeliydiler. O dönemin italyasında büyük kulüpler yüksek meblağlar karşılığında yabancı ülkelerden kaliteli forvet oyuncuları getiriyorlardı. Zayıf müdafaa oyuncuları AC Milan, Juventus ve İnternazionale’in yeni “transfer bombaları” karşısında tutunamayınca bütçeleri nispeten daha dar olan kulüpler ağır yenilgilere uğramamak için bütün güçlerini savunmaya verdiler. 

İlk başlarda sistemlerini “rakibin yıldız oyuncusunun iki kişiyle tutulması” üzerine kurdular. Örneğin Milan ile 5 sezon gol kralı olan ve hala daha İtalya’da en çok gol atan 2.oyuncu olan Gunnar Nordahl o dönemlerde maça çıktığı zaman karşısında iki oyuncu buluyordu ve bu iki oyuncu doksan dakika onun yanından ayrılmıyordu. Ancak bir oyuncunun başına iki oyuncu dikmek bir anlamda 10 kişiyle oynamak demekti. Üstelik büyük takımlar sadece santraforları ile değil diğer forvet oyuncuları ile de tehlikeli olmaya başladılar, haliyle her birinin başına iki oyuncu dikmek geçerliliğini yitirmeye başladı ve bu anlayış uzun süre devam edemedi. 

İmdada Rappan’ın “Verrou”su yetişti. 

Bu sayede hücum gücünü aksatmadan gerektiği anda defansta bir fazla oyuncu bulundurabilme imkanı ortaya çıkmıştı. Ayrıca bu sistemde Top karşı takıma geçtiği anda tüm oyuncular tuttukları adamlarla kendi kaleleri arasında durarak markaj pozisyonlarını bozmadan geri çekiliyorlardı. Böylece rakibin kaliteli oyunculara topun geçmesi engelleniyordu. Lakin Rappan’ın sisteminde de büyük kondisyon ve zekaya ihtiyaç vardı, zor bir sistemdi. Bu sebeple Kulüpler bu sistemi kendi takımlarına göre şekillendirmeye başladılar..

İşte 1950’lerden itibaren İtalyanların kendilerine en uygun sistem olduğunu düşündükleri ve çok yaygın şekilde kullandıkları günümüzde dahi geliştirilmiş haline başvurulan ünlü “Catenaccio” taktiğinin ortaya çıkışı bu şekilde oldu. 

Aslına bakarsanız “Verrou Sistemi”nin “Catenaccio”ya evrilmesi sürecini tek bir spor adamına bağlamaktansa aynı dönemlerde çalışan teknik adamların birbirlerini etkilediği dinamik bir sürecin ürünü olarak ifade etmek daha doğru olur sanırım. 1950lerle birlikte ilk belirtilerini Gipo Viani ile gösteren, Nereo Rocco’nun taktiksel altyapısını çizdiği ve akabinde Helenio Herrera’nın İnter’i ile iyiden iyiye önplana çıkacak olan önemli bir sistem olarak tarif edebiliriz “Catenaccio”yu..

Ama yine de sistemin sonuç ve başarı getiren versiyonunu ilk ortaya koyan kişi kuşkusuz ki Nereo Rocco idi.. 

Kendisinden önce benzer anlayışları benimsemiş Rappan, Abramov ve Viani ortaya koydukları savunma futbolu ile uzun süreli başarılar kazanamadılar. Onların sistemleri hücum futbollarının kısırlığı sebebiyle belli bir yerde tıkandı ve sürdürülebilir olmadı. 

Rocco ise teknik direktörlük kariyerine Serie A’da doğduğu şehirin takımı olan Triestiena gibi küçük bir kulüpte başlasa da, takımı 1947-1948 sezonunda dönemin efsane Grande Torino‘nun 16 puan arkasında ligi 2. olarak tamamlamıştı. Bu Rocco ve Trieste şehri için muhteşem bir başarıydı. Şehir halkı bu başarının keyfini sürerken, İtalya spor tarihinin en kara günlerinden birinde şampiyon Torino takımının uçağı düştü ve hem lig hem de oyuncular derinden sarsıldı. Bir yandan 2. Dünya Savaşı’nın yaraları da ülke üzerinde hale tazeydi. Rocco ise bu karanlık ve bunalımlı yılları Serie B takımlarından Treviso’da geçirecekti. Daha az baskı altında ve gözlerden uzak çalıştığı bu dönem, Rocco için futbolun üzerine daha çok kafa yorup hem taktik hem liderlik tarafında teknik direktörlük yetkinliklerini geliştirdiği bir dönemdi. Kayda değer bir başarı yakalayamadığı iki sezonluk Serie B tecrübesinden sonra, tekrar Triestiena’ya döndü. Ancak bu sefer onu bekleyen mevsim bahar değildi.

Triestiena yönetimi ile Rocco’nun planları ve gitmek istedikleri yön bambaşkaydı. Fikir ayrılıkları Rocco’nun 2. Triestiena döneminin çok hızlı bir şekilde bitmesine yol açtı. Rocco kariyerinde önemli bir yol ayrımındaydı. Ya aklındakileri uygulayabileceği ve ona istediği gibi sınırsız yetki verecek bir kulüple anlaşacaktı, ya da Trieste’ye dönüp futbolda önceki mesleği olan kasaplığı tercih edecekti. Tam da bu sırada Venedik’in batısından Padova şehrinden Rocco’ya beklediği haber geldi. Padova Serie B’de kötü günler geçiriyordu ve takım küme düşmenin eşiğine gelmişti. Rocco, takımın başkanı Bruno Polazzi’den kulübün anahtarlarını, önemli bir miktarda maaş ile beraber, her hafta sonu özgür bir şekilde memleketi Trieste’ye gidebilecek esnekliği istedi. Polazzi evet dediğine pişman olmayacaktı.

Rocco, Padova’da aradığı ortamı bulmuştu ve “Catenaccio”yu saha içinde uygularken takıma aynı zamanda hem taktik hem de iş disiplini aşılamıştı. Padova o sene ligde kalırken, bir sonraki sene de Serie A’ya yükseldi. Rocco ile tarihinin en başarılı dönemini yaşayan kulüp, 1958 senesinde Serie A’yı 3. sırada tamamlayarak aynı Triestina gibi bir daha erişemeyeceği bir seviyeye çıktı. Rocco, takıma kazandırdığı büyük başarılara rağmen, oynatmaya çalıştığı futbol bir çok kişi tarafından hor görülüyordu.

1961 yılında Milan’ın teknik direktörü ve Catenaccio’nun öncülerinden bir diğeri olan Gipo Viani kalp krizi geçirmişti. Onun sağlık problemi, Rocco’ya Milan kapılarını açtı. Viani sportif direktör koltuğuna geçince, mirasını devretmek için Rocco’dan daha uygun bir aday yoktu. El Paron, Milan’da aradığı fırsatı bulmuştu ve yıllardan beri kendisini hor gören herkesten intikamını alacaktı. Padova yıllarında sistemin savunma tarafını iyice oturtan Rocco’nun elinde artık son derece yetenekli hücum oyuncuları vardı. Hücumun merkezinde kullandığı Gianni Rivera, Rocco’nun sahada koşmamasına tahammül ettiği tek oyuncuydu. Rivera, arkasında oynayan acımasız orta saha oyuncusu Giovanni Trapattoni sayesinde sahada istediği özgürlüğe sahipti. Padova yıllarında hücumdaki tek silahı olan Kurt Hamrin’i de sonraki yıllarda Milan’da yanına alacaktı Rocco. Hamrin’i bazen en uçta bazen de kanat forveti olarak kullandı ve o Hamrin, halen Serie A’da tüm zamanların en çok gol atan 6. oyuncusu olmayı sürdürüyor. Rocco’nun hücumdaki bir başka yıldızı da Jose Altafini’ydi. Hem Brezilya hem de İtalya Milli Takımı forması giyen ve Grande Torino’nun efsane oyuncusu Valentino Mazzola’ya benzerliği yüzünden Mazzola diye de anılan oyuncu, yakın zamana kadar uzun yıllar kırılamayan bir rekorun da sahibiydi. 1963-1964 sezonunda Avrupa Kupası’nda Milan’a tam 14 gol kazandıran Altafini, 2013-2014 sezonunda Cristiano Ronaldo’nun efanevi 17 gollük Şampiyonlar Ligi sezonuna kadar rekoru elinde tutuyordu.

Nereo Rocco, hem savunmada hem de hücumda yarattığı yeniliklerle ve Milan’ın harika kadrosundan da istifade ederek, “Catenaccio”yu yerel takımların sezonluk başarılar kazanmasına yol açan bir sistemden, uluslararası seviyede sonuç alan bir sistem haline getirdi . Bu sistem ona 2 Serie A, 2 Avrupa Kupası, 3 İtalya Kupası ve 1 kez de Kıtalararası Kupa kazandırırken ismini de futbol tarihine altın harflerle yazdırdı.

Rocco, Rappan’ın top rakibe geçtiğinde ortaya çıkan sürgülü kilidini asma kilide çevirmeye, yani maç boyunca savunmanın arkasında bir adam tutmaya karar verdi ve Catenaccio’yu yarattı. Rocco’nun formülü kazandığı muazzam bir başarıların yanısıra, İtalyan Futbolu’nu derinden etkileyecek hatta Sacchi’ye kadar esir alacak ve Avrupa’da da önemli iz bırakacaktı.

Nitekim Rocco’nun oluşturduğu bu taktik altyapıyı, 1960lı yıllarda Inter’in başındayken geliştirerek en önemli zirvelerinden birine çıkartacak olan diğer bir efsane isim de Arjantinli Helenio Herrera olacaktı. Birçoklarınca Catenaccio’nun babası olarak da bilinen bu isim, temelini zaten markaj ve kademeden alan bu taktiği daha da sertleştirerek geliştirmişti. Orta sahadaki üç oyuncuyu da defansif oyunculardan seçen ve libero ile beraber defans oyuncusu sayısını 5’e çıkartan Herrera, ünlü İtalyan defansı tabirinin de temellerini atmıştı. Böylece 5-3-2’nin çeşitli varyasyonlarını uygulayan Herrera’nın Inter’i, kontraatak ve defanstan gönderilen uzun toplar ile etkili olma konusunda ustalaşmıştı. Bu taktiğin en önemli oyuncusu üçlü orta sahanın ortasında oynayan merkez orta saha idi. Oyun kurucu olarak oynayan bu oyuncunun hem geriye gelip top alması, hem de önünde oynayan forvet oyuncularına ofansif olarak yardımcı olması gerekmekte idi. Forvetlerden de en az birinin uzun boylu, kuvvetli ve çevik olması gerekirdi. 

Doğru şekilde uygulandığında “sıkıcı futbol” diyenlerin aksine gayet göze hoş gelen bir oyun ortaya çıkarabilen Herrera, Inter ile ligi domine ederken İtalya’da futbol sil baştan yazılıyordu. Helenio Herrera, eleştirilen bu sistemiyle Inter’e 2 Şampiyon Kulüpler Kupası, 2 Kıtalararası Kupa, 3 Serie A Şampiyonluğu ve 1 İtalya Kupası kazandırmıştı. Öyle ki; 1970 Dünya Kupası’nda final oynayan ve 1982 Dünya Kupası’nı müzesine götüren İtalya Milli Takımı da bu taktikle başarıya ulaşmıştı.

Catenaccio, Helenio Herrera’dan sonra daha sık eleştirilere maruz kalmaya başladı. Çünkü yanlış uygulanıyordu. Herrera’nın Catenaccio’sunda, ortadaki süpürücünün yanında oynayan iki stoper adam markajı yaparlardı ve sol ve sağ bekler hücuma çıkmak zorundaydı. Herrera’dan sonra onu taklit eden teknik direktörler ise, savunma oyuncularını ve bekleri ileri çıkarmadılar. Catenaccio’yu sadece bir savunma sistemi olarak kullandılar.

Peki yakın tarihte Catenaccio taktiğiyle oynayıp başarılı olanlar yok mudur? Elbette birçok örnek vardır. 

Otto Rehagel’in 2004 yılında Yunanistan’ı Avrupa Şampiyonluğuna taşıması, 2004-2005 sezonunda Trapattoni’nin Portekiz ligini Benfica ile şampiyon tamamlaması, Marcelo Lippi ile 2006 Dünya Kupası’nı İtalya’nın kazanması, 2010 yılında Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Mourinho’nun Inter’inin yarı finalde Barcelona’yı bu taktikle elemesi en önemli örnekler olarak gösterilebilir.  

Ve tabii ki Diego Simeone..

Catenaccio, “Ne var canım bunda? 10 kişi kapanıyor işte…” denilerek basitleştirilmeye çalışılsa da aslında mesele sanılanın çok aksinedir. 

Eğer denildiği gibi basit bir şey olsaydı her takım topun arkasına geçip 90 dakika defans yaparak kupalar kazanırdı. 

Catenaccio aşırı defansif yönüyle anti-futbol diye eleştirilse de sistemin ofansif birçok yönü de vardır. Defans sadece planın başlangıç kısmıdır. Öncelik gol yememektir. Rakibi üzerine iyice çektiğinde ve tüm saldırılarını püskürttüğünde artık saldırı sırası sendedir. İlerideki hızlı oyuncularla işi bitirirsin. 

Yani planın özü: “Önce durdur, sonra vur!”
Sabır gösterip okuduğunuz için teşekkürler… 

Sırada Puskas’lı Efsane Macaristan’ın 4-2-4’ü ve Tabii ki “Total Futbol” var..

Bir sonraki bölümde buluşmak üzere taktikseverler…

Bir cevap yazın

GIPHY Uygulama Anahtarı Ayarlanmadı. Lütfen Kontrol Edin

    • Ben teşekkür ederim, beğendiğinize sevindim doktorum.. Bu paylaşımlarımın asıl amacı, Şuan uygulanan taktiklerin aslında öyle havadan sudan rastgele ortaya çıkmadığını anlatabilmek.. Taktik başlı başına bir bilim.. günümüzde uygulanan taktikler adım adım gelişen, her üzerinde kafa patlatanın birşeyler kattığı basit gibi görünen ama detayında her bir oyun planın bir kitap konusu olabiliceğini farketmek gerek. Bu yazı dizilerinin ilkinde yazmıştım, taktik üzerinde düşünmeye başladıkça seni içerisine çeken çok değişik bir konu 😀 Derya deniz.. Ama biz genelde sadece hazır olanı uyguluyoruz o başka

  1. Bayılarak okudum.. Her satırda elin adamları neyle uğraşıyor biz nelerle sorusunu sormaktan alamadım kendimi..

    Massimilaono Allegri’nin bir söyleşisine denk gelmiştim yıllar önce. Kafasını kurcalayan bir taktiksel diziliş için uykusundan uyanıp gecenin yarısında bir sürü teknik adamı arayarak saatlerce süren taktiksel sohbetler yaptığını söylemişti..

    Kendimi bildim bileli İtalyan hocaları çok beğenmişimdir. Sebebi de taktik delisi olmaları..

    Biz çok uzaklaştık bu mevzulardan. Bir kaç aklı başında spor yazarı dışında ne ekranda ne de basılı mecralarda dizilişler haricinde zihin açacak analizler dahi göremiyoruz.

    Sezon başında Fatih Terim’i çok dikkatle takip ettim. Oynadıkları PSV, St. Johnstone ve Randers maçları öncesinde kendisine sorulan sorulara verdiği cevapları daha bir dikkatle izledim 🙂

    Rakip hakkında sorulan sorulara, 3 takım için de aynı şeyleri söyledi 🙂 ”Mücadele gücü yüksek, sert ve temaslı oyunu seven bir takım” ifadesini kullandı. Üç takıma da :))

    Ülkenin kupa ve başarı anlamında yanına bile yaklaşılamayacak figürü bu.. Bizden bu kadar oluyor adaş 🙂

    • Senin beğenmene ayrıca sevindim adaş, okuduğun için teşekkürler. Genelleme yapmayı pek sevmem ama yine de şunu söyleyebilirim ki, bizde bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki futbol adamı dışında bu konuyu detayı ile bilen, taktik ve oyun planının başlı başına bir bilim olduğunu farkedip buna kafa patlatan yok ne yazıkki.. Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da hazırcıyız çoğunlukla. Bu yazı dizisinin ilkinde de söylemiştim, bu konu bir bilim dalı ve her bir bilim dalının akademisyenleri vardır. Akademisyenler kendi alanında sürekli araştırma yapıp yeniliklerini keşfederler ve yayınlarlar. Akademisyen olmayıp yenilikçi ve araştırmacı olanlar ise o yeniliği ilk yayınlandığı anda farkederler ve gelişime katkı sağladıkları gibi bu trene çok erken binme şansına sahip olurlar. İşte bir bilim ile ilgileniyorsak yani bunun içindeysek bu iki güruhtan biri olmalıyız. İmkanımız varsa Akademisyen olmalıyız, olamıyorsak en azından araştırmacı ve yenilikçi olmalıyız.. Aksi taktirde şimdiki gibi futbolda ortaya çıkan oyun planlarını ancak başkaları başarıları kapınca, ancak dünyaçapında sükse yaratınca uygulayabiliriz ve iş işten geçmiş olur. Dünyayı 15-20 sene geriden takip etmiş olursunuz. Bizdeki başarısızlığın ana nedeni bu. Çünkü futbolda ya çok paran olacak yada oyun planın diğerlerinden çok üstün olacak başka çaren yok.. Aslında bu bölümde, yani yukarda anlattığım, italyanların 1950lerde farkettikleri ve yapmaya çalıştıkları tam da bu😉.. Yeniliği önce keşfedip takip edilen olursan ancak sürdürülebilen başarıların kapısını aralayabilirsin, aksi taktirde saman alevi gibi ufak ve çabuk sönren başarılarla yetinmek zorunda kalırsın o da şansın yaver giderse tabi..

    • Düşünsene futbol adamısın, okuman gereken öyle çok geniş kaynak yok. Buna rağmen hiç okumayan sayısız teknik adam var. Futbolu bitirip bir klüpte birkaç ay gözlem, sonra belge al ve antrenör ol. Oysa çok sevilen bir oyun ve bunun üzerine kafa yormaktansa bilinen en basit kalıpları kullanıyorsun. Bilim +spor = Kaliteli spor=Doğru spor Bizde hiç olmayacak ama:)

      • güzel yazilari her zaman seve seve okurum serdar kardesim orda otto rehhagelin yunanistan basarisina bi parantez acmak isterim otto gibi almanyada söke söke sampiyon olmus birinin en antipatik sampiyona oyununa imza atmasi sonrasi niye neden böyle oynandi diye soruldugunda olan rakiplere karsi eldeki malzemeye acik futbol oynatsa gruplardan cikamayacagini bildiginden ülkenin en sert en defansiv oyuncularini secip senin dedigin önce durdur sonra vur oyunu ile şampiyonluga kostuguna söyledi adamlar 60 70 yasinda halen ögreniyo halen kendini gelistirmeye calisiyo bizde ise sirti iki defa sivazlanan kücük daglari ben yarattim tribine giriyo