içinde ,

"Eski" bir üye, Eski bir öykü…

Adana’da ikamet ederken, yanlış hatırlamıyorsam Ramazanoğlu beyliği zamanından kalma bir Ulucami vardı…Bu caminin içinde de zamanında medrese eğitimi verildiğinden olsa gerek, bir orta boy bir avlu , kenarlarında sıralı küçük odacıklar bulunurdu.Benim gittiğim dönemde yenileme çalışması yapıldığından her tarafını rahat göremezdim ama avlunun ortasında da güzel yeşilliklerden oluşan bir bahçesi vardı.Caminin çay ocağını ,Adıyamanlı bir abiye vermişler, o da ocağı bu odacıklardan birine kurmuş, işletmesini yapardı… Kulakları çınlasın, hoşsohbet cana yakın tam bir Anadolu abisiydi…
Adana’da çarşıya indiğim zamanlarda en keyif aldığım anlardan biri, o meşhur sıcaktan korunup gölge ve taşın kendine has soğukluğu ve kaçak diye tabir edilen çayın mükemmel tadı ile bu avluda oturup etrafı seyretmek ve düşüncelere dalmak idi…
Kışın da yağmur yağarken yağmur damlalarının, ağaçlara geniş yapraklı bitkilere çarptığında ve ağaçlardan topraktan çıkan toprak kokusu eşliğinde duvarlara ve boşluğa bakıp düşüncelere dalmak…
Bu camii kimler yaptı, o zaman çevre nasıldı,kimler gelip gitti,evler neredeydi,hangi yaşlı amcalar teyzeler hangi hayatlar ile buraya geldiler gittiler,eğitim nasıldı….
Dal dalabildiğin kadar.
O zamanları düşünmek ,anlamaya çalışabilmek,o havayı edinmeye çalışmak…Benim için hayat bu zevklerdir…
Küçükken düşünürdüm Korhan sana büyük olanaklar ile her türlü yetki ile uzaya çıkma tanıma imkanı mı, yoksa yaşadığın Dünya’yı bilinmezlikleri ile eski çağları anlamaya tanımaya çalışmak mı deseler? İkincisini seçerdim.
Hala da bu eski,salaş diye tabir edilebilecek ama eski gelenek ve tarihi anlatabilecek yerlerden inanılmaz zevk alırım.
Mesela çok lüks bir et lokantası mı yoksa Türk filmlerindeki duvarları mavi boyalı, süs olarak balık ağı asılmış,basit bir saklama dolabı olan,duvarlarda beyaz tabak ve kadehlerin durduğu tahta sandalyeli lokanta mı derseniz,yüz kere ikincisini seçerim…Ciddi olmak kaydıyla tabi, oradaki tarih,oradaki anılar,aidiyet, samimiyet neyle bulunabilir ki?
Adana’dan ayrılmama yakın yenileme çalışmaları bitmişti.Eski duvarlar onarılmış,bahçedeki yeşillikler düzenliycez diye kesilmiş budanmış,benim baktığım kırık bazıları oyulmuş kil ve taş rengi duvarlar dümdüz ve parlak hale getirilmiş,”Abi naber?” diye daldığım çay ocağının bulunduğu odacık, yerini, dışarıda bulunan bir yere bırakmıştı…
Herşey düzenli, parlak ve ışıl ışıldı…Ama ben bu ışıltıyı ve yeniliği hiç sevmedim.Bana tarih var, eskime var, geçip gidenler var, yaprak toprak yağmur eşliğinde hayallere daldırabilecek,kimbilir ne kaderler insanlar var dedirtebilecek hiçbir şey kalmamıştı…
Hadi biz bunları hasbelkader ucundan kıyısından gördük.Bundan sonraki nesiller bu kokuları,bu dalgın bakışları bu tabiiliği ve şekilsiz beklentisiz samimiyeti nasıl yaşayacaklar?

KORHAN

13 Nisan 2019 14.05

Bir cevap yazın