içinde

Göç…

Devam eden bir hikayem var, bir kısmını daha evvel paylaşmıştım, hatırlayanlar olacaktır. Yeni site gazıyla baştan başlayarak tekrar paylaşayım… Birlikte bitirebiliriz belki…

*********

HİÇ IŞIK YOK, FARKINDA MISIN?

[i]
Soğuk ve kapalı bir havanın, pek kimsenin umurunda olmadığı bir akşamüstüydü. Tepemizi kaplayan kurşuni bulutlar; az sonra başlayacak yağışın habercisiydi sanırım. Hafif hafif çiseliyordu hatta. Kapımızın üzerindeki, yarısı kırık, bir omuz genişliğindeki saçağın altında durmuş -daha doğrusu eşikte oturmuş- dışarıyı izliyordum. Sağlı sollu, birbirlerine bitişik, iç içe geçmiş, çoğunun avluları birbirine karışmış, sıvaları dökülmüş derme çatma evlerin oluşturduğu bir çıkmaz sokaktı burası. Az da olsa eski mahallemizi andırmıyor değildi. Belki biraz daha kalabalık… Yılan gibi kıvrılan ve azıcık da yokuş olan sokağın sonundaki evdi kaldığımız. Ev denilebilirse tabii… Sokaktaki çoğu ev gibi; çinko tavanlı, alaca bulaca sıvalı-sıvasız, boyasız döküntü yapılardan biriydi işte. Bazılarının briketle örülmüş bahçe duvarları vardı -genelde arka cepheye bakan- kırık dökük; bitişik evlerin ön cepheleri yekpare bir duvar oluşturuyordu sokağın başından sonuna kadar… Asfalt dökme yerine, kilit taş döşenmesi uygun bulunan sokağın yapımında, muhtemelen oluşacak kot farkı önceden hesaplanmadığından; tüm evlerin giriş kapıları, yaklaşık elli santim yerin altında kalmıştı. O zamanlar henüz boy atmamış olan ben bile, bu kapılardan geçerken zorlanıyor; eğilmek zorunda kalıyordum. Yere döşenen taşlarla, evlerin sıvanmamış briket duvarlarının; harika bir renk cümbüşü oluşturduğunu söyleyemeyeceğim. Tek bir ağacı bile olmayan sokağın bitki örtüsünü; sokağa bakmayan bakımsız bahçelerdeki çalı-çırpı ve ayrık otları ile güneşi pek göremeyen evlerin duvarlarını kaplayan yosunlar oluşturuyordu. Az da olsa yeşil görmek için, evlerin arka tarafından caddeye kadar inen patikalardaki otlara bakmanız veya birkaç dakika yürüyüş mesafesindeki çocuk parkına kadar gitmeniz gerekiyordu. Tabii beklentiyi yükseltmeden; bir iki bodur çamla, yürüyüş yolları arasındaki çimlendirilmiş ve unutulmuş az bir alandı, hepsi bu. Ayrıca parkın bir kenarının resmen uçurum olması ve bu kenara tek bir korkuluk dahi yapılmamış olması da cabası.
Dolayısıyla daracık sokağa hâkim olan gri rengi gözünüzde canlandırın ve havadaki kurşuni bulutlarla tamamlayın. Şunları da ilave etmekte fayda var: hemen her evin avlusunun içlerindeki ne işe yaradığı pek belli olmayan ve kırık kapıları olan, tesadüfen ayakta kalabilmiş taş kulübeler ile tavuk kümeslerini resme ekleyelim. Bir yanına bahçe duvarlarıyla başlayıp ana caddeye kadar inen ve tavukların otladığı patikayı koyalım. Bazıları üç kata kadar çıkabilmiş biçimsiz yapılardan oluşan sokağın tam üstünden geçen yüksek gerilim hattı kablolarını, çatılardaki çirkin anten ve su depolarını; sonradan çıkılan katların bina dışındaki ahtapot kolları gibi merdivenlerini de çizelim. Son olarak; çıkmaz yokuşun bir başında birde sonundaki, bazen yanan sokak lambasını ve buranın dokusuna tamamen uygun görünen küçük mahalle bakkalını da ekleyerek tabloyu tamamlayalım. Kısaca renksiz… Düzeltiyorum gri renginin değişik tonlarıyla resmedilmiş bir çıkmaz sokak tablosu…
Şehrin tüm eski kanepelerini buraya gönderiyor olmalıydılar; sokağın her köşesinde, kapıların önünde, bahçe içlerinde mutlaka ama mutlaka yayları dışına fırlamış, döşemesi parçalanmış veya kolu ayağı kopmuş bir kanepe görebiliyordunuz. Bizim evin bile önünde vardı; keşke içinde de olsaydı!
Gelişi güzel kilit taş döşenmiş sokakta her evin önünden akan pis sular; nedense belirli bölgelerde eksilen taşların arasında gölleniyordu. Çocuklara ve kurbağalara sayısız eğlenceler yaşatan bu doğa harikası; sinek ve fareler için de nefis bir yaşam kaynağı oluşturuyor, tabiatın muazzam döngüsü için elinden geleni yapıyordu. Gerçi her yeri saran kötü kokular, çamura balçığa bulanan sokak; yetişkinleri epey sinirlendiriyor gibiydi… Akrobatik sıçramalarla evlerine girip çıkan adamların, alçak kapılara çarpmamak için eğilirken bağırmalarının; çok da iyi niyet temennileri olmadığını sanıyorum. Bu sövgülerden; -anlayabildiğim ve hatırlayabildiğim kadarıyla- belediye başkanı, hükümet, devlet, caminin hocası, evde bekleyen karıları-çocukları, mahalle muhtarı, ayaklarındaki ayakkabıları ve bahçe duvarlarında uzanan sokak kedileri fazlasıyla nasibini alıyordu. Kaldı ki; daha yağmurlar da tam anlamıyla başlamış değildi…
Üst üste konmuş ve yan yana sıkıştırılmış gibi duran barakaları andıran evlerde ısınma; boruların genellikle pencere camlarından çıkarıldıkları sobalarla yapılıyordu. Kimisi odun kömür, kimisi de çer çöp lastik, ne bulduysa yakıyor; batı yakamızda konumlanan fabrikaların, küspe kokulu dumanlarına kendilerince katkıda bulunuyorlardı. Kışlık her ne yakacaklarsa, bahardan biriktirmeye başlıyordu mahalleliler. Öbek öbek tahta, odun, kömür, kırılmış parçalanmış eski mobilya parçaları; avluya açılan kapıların hemen yanlarına veya yıkık kulübelere istifleniyor, üstleri muşambalarla kapatılıyordu.
Biz mi? Çevreye verdiği zarardan dolayı soba kullanmıyorduk; bizim kocaman kalın battaniyelerimiz vardı ısınmak için…  
Gün batmış, otuz civarı hanenin bulunduğu mıntıkaya layık görülen tek sokak lambası; can çekişerek yanmaya uğraşıyordu. Allah var; yandı mı güzel yanıyordu. Aydınlatmaya yetiyordu kırk elli adımlık sokağı; başından sonuna. Dumanlar geniz yakmaya başlamış; gökyüzü laciverte dönmüş ve ince ince yağmur başlamıştı. Mahallenin çocukları hala sokakta; ben ise hala eşikte oturmuş beklemekteydim. Yağmur, çamur ve karanlığa aldırış etmeyen çocuklardan birine, galiba annesi sesleniyor; -daha net söylersek haykırıyor evinden çıkmadan: ‘‘gelsene artık eve eşşoğlueşşek! Bıktım çamurunuzdan lan sizin!’’. Bir diğer evin penceresinden destek kuvvet gecikmiyor; cırtlak bir sesle: ‘‘siktirin gidin lan artık evinize; yeter kafa siktiğiniz!’’. Üçüncüsü tamamlıyordu: ‘‘orospu çocukları!’’…
Anlamış olduğunuz gibi, oldukça kolektif çalışma içerisinde, uyumlu ve nezih insanlar oluşturuyordu; bu eşsiz mimariyle kurulmuş mahallenin harikulade sokağını…
………

YARIN DEVAM EDEYİM… İSTERSENİZ TABİİ:)))

$ s Yorumları

Cevap bırakın
  1. Bir kez daha girdim, yeni baştan okumak için…. Ve yine çok beğendim yoldaş…

    Küçük bir rica: Benim gibi tekrar okumak isteyenlere
    ya da ilk kez okuyacaklara kolaylık olması için, numaralandırman mümkün olur mu dersin?…
    🤔🤔🤔🤔🤔

Bir cevap yazın