canım çok sıkılıyor lan.
beşiktaş benim için tam olarak aşk.
hayattaki en büyük aşkını düşün, onu 100’le çarp aşağı yukarı o kadar eder benim için.
ölümü düşünürken bile aklıma kaçıracağım binlerce beşiktaş maçı geliyor, darlanıyorum.
ben isterdim ki, sayıca az fakat daha premium daha rafine bir topluluk olalım, algısal olarak da, bilgisel olarak da diğerlerinden bizi ayıran bir fark olsun, her şey berbat giderken de ayağa kalkabilecek, ortaya akıl koyabilecek bir kitle olalım.
ki eskiden öyleydik de.
fakat bugün görüyorum ki, en az diğerleri kadar gerizekalıyız.
bunu görmek gerçekten üzücü.
yine başlamış hayatlarında futbol topuyla teması olmayan, beşiktaş’ı arada sağlık için spor yapan sosyal sorumluluk derneği sanan, futbolu sayısal verilerle somutlastırılabilir doğrusal bir mekanizma gören diksyonu güzel, iq’su düşük balkon çocukları “kadro kötü” demeye 🙂
şöyle yapalım o zaman;
gençlerbirliğinin 31 yaşında yedek sol bekini alalım, stoper oynatırız. belki harikalar yaratır birkaç sezon kullandıktan sonra 5-6 milyon euro’ya satarız çin’e, çöle.
veya almanya’da düşmemeye oynayan bir takımdan 28 yaşında vasat kariyerli bir brezilyalı stoper alalım, 1.5 senede 2 kez şampiyon olup, 8-10 milyon euro kazandırıp gitsin.
ya da ukrayna’da savaş var, arjantinliler bu savaş olaylarını hiç sevmezler ordan 30 yaşında kariyeri düşüşte bir 10 numara kapalim bedavaya yakın bir fiyata, iyi oynarsa 8-10’a falan milan’a satar yolumuzu buluruz.
ya da hayatında profesyonel maçı olmayan arsenal rezerv takımından ya da alman ikinci liginden gurbetci oyuncular alalım, belki sampiyonluklar yaşar kulübün efsanelerinden olurlar.
ha yok degisik bir seyler yapalım istiyorsanız, geçen sezon italya’da 2-3 gol atmış veteran ve kariyeri düşüşte sakat bir golcü alalım, senelerce adını haykırırız belki.
ya da portekiz’den bir 6 numara alalım, 10 numaraya koyarız belki ortalığı ayağa kaldırır. manyakça skor yapar.
antep’ten bedava yedek golcü alalım isterseniz, kim bilir belki ülke tarihinin en yüksek bedelli satışını yaparız premier lige falan.
ya da kasımpaşa’nın siktir ettiği bir sol kanat alalım, bakarsın kariyeri dirilir.
bakarsınız bunlarla 2 sezon üst üste şampiyon olur, ligi yıkar geceriz.
belki şampiyonlar ligi gruplarından nağmalup lider falan çıkarız. olmaz diye bir şey yok.
çünkü bugünkü kadroda bir önceki (son) kulüpleri;
atletico madrid olan, benfica olan, gelmeden hemen önce galatasaray’la şampiyon olan oyuncularla olmuyor.
kariyeri chelsea, roma, milan falan olan henüz 27 yaşında çakı gibi bir forvetle olmuyor.
türkiye a milli takımının as kalecisiyle olmuyor.
yine a milli takımın orta sahasi ile olmuyor.
henüz 19 yaşında 15 milyon piyasa değeri olan çocuklarla falan olmuyor.
bu gibi oyuncularla önümüze gelenden içerde dışarda 4 yiyoruz, tek bir hedef maçı kazanamiyoruz.
hedef maçı dediğim de rize, alanya falan.
hatta yetmiyor 9 kişi, 10 kişi takımlara yeniliyoruz, onu geçtim atak bile yapamıyoruz.
çünkü rezalet bir kadro var.
şampiyonlar ligi finali oynayan (abraham), uefa finali oynayan (orkun), bugün 30 milyon euro eden gedson falan engel olamıyor sezonun açılış maçında 4 yemeye ki hepimiz biliyoruz ki o maçın hakkı da 4 değil.
4 olmasının tek sebebi oyuncuların henüz çok toy oluşu.
mesela bizde arroyo var, premier lig scout raporlarına tepeden girmiş bonservisinin yarısına 7-8 milyon verilmiş ama 8 ayda 80 dakika süre alamıyor.
düşün yani takım hem çok kötü, hem de olağanüstü olmalı mantıken bu gibi oyuncuların hiç süre alamaması için. gerçek dışı bir denklem 🙂
bakın çocuklar, beşiktaş hakkında sosyal medya veya geleneksel medyada genel kabul görmüş bazı mitlerin tamamı hayal ürünü.
1. beşiktaş son 4 sezonda 36282 teknik direktör değiştirmedi.
serdar topraktepe, önder karaveli, rıza çalımbay teknik direktör olarak değil, süreci idare etmesi için dönemsel gelen isimler.
türkiye’de de avrupa’da da sezon devam ederken yaşanan teknik direktör değişimlerinde bu gibi süreç yonetimi izlenebilir. plansızlık göstergesidir ama olur.
2. beşiktaş’ın kadrosu teknik direktör yiyor, kim gelse aynısı olur argümanı.
tamamen saçma sapan bir mantık.
şenol güneş’in kadrosu ile bugünkü takım tamamen farklı. aynı dönemden hiçbir oyuncu yok ilk 11’de neredeyse.
yine sergen’nin kadrosu da öyle.
valerien de öyle.
burada benzer kadrolar gio ve ole.
zaten ikisi de son derece başarısız.
mesela bugün sorunu kadroda görmek mi istiyorsunuz?
peki.
bu kadro eksik. bu net. tamamlanacak mi? bilemiyoruz. yönetimin son 15 günkü eylem planı son derece endişe verici.
ama bu kadro nasıl olur da;
galatasaray’a 5 atıyor.
lyon’u deplasmanda yeniyor.
lig derbilerini süpürüyor.
fakat hedef maçlarında, rize gibi, alanya gibi takımlara kepaze oluyor?
teknik direktörlük, temelde süreç ve insan yonetimidir.
beşiktaş’ın geçen sezonun son 3 haftasında 5 puan kaybederek ve devamında 4 yiyerek sezonu açması finansal, algısal ve teknik olarak bu takıma neler kaybettirdiginin farkında mısınız cidden?
mesela takıma geldiğinde ole’den beklentiniz neydi?
1. ligde belirli bir format ve ciddiyet dahilinde skorlardan bağımsız olarak ortaya bir oyun koyması.
2. avrupa’da elensin sorun yok.
3. türkiye kupasında finali görsün.
4. en önemlisi oyuncu grubunun motivasyonunu arttırsın, verimi arttırsın, genç oyuncuları gelistirsin.
bugün geldiğimiz noktada;
1. ligde 9 kişilik, 10 kişilik takımlara kepaze sonuçlar.
2. avrupa’ya direk veda. (kabul edilebilir, sorun yok)
3. türkiye kupasında direkt ilk maçtan kendi sahasında goztepe’den 4 yiyerek veda.
4. bırak motivasyon yükseltmeyi, takıma geldiginde iyi kötü elinden geleni olduğu kadar yapmaya çalışan yetersiz ama iyi niyetli diyebileceğimiz oyuncuların performansı düştü. en keskin düşüş immobile, gedson, rafa, svensson.
elinde los galacticos varmışcasına genç oyunculara asla süre vermeme falan falan.
bakın 1 kere, 10 kere, 100 kere de yanlış tercih yapılsa, yanlış yanlıştır.
yani oncesinde; potekizli ihtiyarın başarısız olması, gio’nun ya da valerien’in başarısız olması hiçbir senaryoda ole’yi aklamaz.
ole’yi, kendi yaptiklariyla değerlendirdiğimizde adam facia.
bir armayi sevmek kimseyi gerizekalı yapmamalı.
hepimiz umutluyuz, sezon başları çok optimist süreçlerdir.
hepimiz içten içe pozitif şeyler duymak isteriz ama hayatında antiromantik gerçekleri var.
rasyonel bakmak lazım teknik konulara.
neticede bu kişilerin tek referansı da beşiktaş değil.
gio yardımcı antrenör oldu beşiktaş dönemi sonrası.
valerien ordan oraya kovulan bir ikinci lig teknik direktörü şuan.
ole beşiktaş öncesi 3 sene bostaydi.
ve teknik direktör konusu, çoğunuzun sandığı gibi x oyuncusunu y formasyonda oynatmanin çok ötesinde, son derece sosyal ve ciddi bir iştir.
bugün efsane kadro dediğimiz, o hayatınızda çok güzel anılar bırakmış, bizlere mayıs’ta motorları maviliklere sürdüren kadrolar, bugünkü kadronun mali olarak da, repütasyon olarak da çok gerisinde kadrolardı.
sadece doğru organizasyonda efsaneleştiler.
yoksa biz atiba’yı antalya’nın elinden aldık, gomez geldiğinde bir cesetti.
rhodolfo, tolga zengin, ismail köybaşı, tolgay, olcay bunları 1 milyona satamazdin.
olaylar olduktan sonra, başarı kazanıldıktan sonra üzerine konuşmak kolay.
mevzu isimler değil, demotive bir miralem pjanic, motive olmuş bir josef de souza’nın altındadır katkı olarak.
bu oyun sandığınız gibi sayısal bir oyun değil, dibine kadar sosyal etki üzerine kuruludur.
mesele 28 yaşında kimsenin yüzüne bakmadığı boştaki babel’in 33 yaşından sonra ajax, premier lig yapmasi.
mesele dünyada anası babası dışında kimsenin tanımadığı hayatında kafa golü olmayan talisca’nın avrupa’nın hava hakimiyeti en yüksek 10 numarası olması.
mesele antep’ten bedava aldığınız ortalama bir oyuncuyu 30 milyona satabilecek kadar değer katmak.
mesele kariyeri sıfır olan bir kaleciyi, premier lige yollamak.
o dokunuşları yapabildiğinizde, size teknik direktör diyorlar.
o takıma da takım diyorlar.
mayısta da armanın yanına şampiyon yazıyorlar.
ama siz yenildiginiz kritik maçlardan sonra da gülüyorsanız dünyanın her yerinde size “güle güle” denir.
basit.
Ekşisözlükten alıntıdır. Ellerine sağlık basileopator nikli arkadaş.
Bu yazının başından ortasına ortasından sonuna her kelimesine katılıyorum kardeşim eline saglık…
Bu kadar uzun doğru yazının en basit sözü sonda yazılmış.
GÜLE GÜLE HOCA…