Mahmut hoca mi, Onder hoca mi?

Yillar gectikce hababam sinifi daha cok sevilmeye basladi. Bunun tek sebebi o gunlerin temizligine, safligina duyulam ozlemdi. Kemal Sunal’in o gulusu,  Adile Nasit”in kahkahalari ozlemle aranir oldu. Bunun tek sebebi asiri kirlendigimiz icindi aslinda. O saf ve temiz gunleri artik sadece TV ekranlarinda gormek zorunda kalmistik. 

Ozellik Turk futbolu (?) en hizli ve en cok kirlenen alan oldu. Futbolcusundan, hakemine, yoneticisinden yorumcusuna foseptik cukurana cevirdik futbolumuzu. Adalet getirsin diye koydugumuz VAR’i pis emellerimiz icin kullandik. Robotlari bozup yamuk yumuk ofsayt cizgileri cektirmeyi basardik. 

Umitsizlik, adaletsizlik, haksizlik, yalan, riyakarlik, cikarcilik tum futbolumuzu karalinliga gomdugu sirada aniden o kadar temiz bir adam cikti ki birdenbire tum bu pislikler icinde herkes icin umit isigi oldu. 

Kotuluk icin bu en buyuk tehditti dogal olarak. Hemen saldirdilar. “Cok kibar adam hemen yerler bunu” dediler ama gorduler ki asil onlari yiyecek adam karsilarinda dimdik  duruyordu. 

Onder hoca’ dan korkuyorlar. Hem de cok korkuyorlar. Temizlenmekten korkuyorlar. Cunku o gun geldiginde tarih bugunku lagim farelerini nefretle anacak. 

Bu ulkede guzel bir sey yapilacaksa onu yine Besiktas yapacaktir. Temizligimizle hepinizi silip atacagiz. Bekleyin ve gorun. O gun tahmin ettiginizden bile daha yakin…

Bir cevap yazın

GIPHY Uygulama Anahtarı Ayarlanmadı. Lütfen Kontrol Edin

  1. Zamanlama anlamında senin kadar iyimser olmasam da ”o günün” er ya da geç geleceğinden şüphem yok. Aslında şimdi yazacaklarımı geniş bir post olarak yazmayı düşünüyordum ama kısa bir özet geçmek isterim..

    Süleyman Seba Beşiktaş için mihenk taşıdır. Koca Beşiktaş tarihini Seba öncesi ve sonrası şeklinde ikiye ayırmak dahi mümkündür. Seba, olağanüstü beyefendi ve centilmen bir adam olduğu kadar, son derece dik duruşlu ve gereken yere gereken ”ayarı” verebilecek kudrete de sahip bir kişilikti. Son dönemlerinde cemaat yapılanmasına karşı da gereken dik duruşu göstermiş fakat, hem yaşı hem de yorgunluğu nedeniyle kendi camiası haricindeki palazlanmalarına mani olamamıştır. 96 sezonu da bu anlamda Türk futbolunun dönüm noktasıydı..

    Seba sonrasındaki yönetimlerde Seba ağırlığını göremedik maalesef. Sektörde dönen binlerce naneyi çaresizlikle izlemekle yetindik. Efendilik ”mümkün olduğu kadar” sürdü fakat reaksiyon anlamında bir hayli çuvalladık. Bu arada Beşiktaş’ı 3. büyük olarak konumlandırma, Fb-Gs rekabetinin gölgesinde bırakma ve popülaritesini azaltmaya yönelik iğrenç uygulama ve algılara maruz bırakıldığından bahsetmeye gerek bile yok..

    Sonrasında eğrisi doğrusuna geldi, Sergen Yalçın patron oldu. Sergen Yalçın teknik anlamda üst düzey bir adam mıydı? Kesinlikle hayır.. Kadrolar ve oyuna yönelik hamlelerde bu kusurları zaten gördük. Fakat Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’ın başında olmamasını istemeleri için çok sebepleri vardı..

    1. Bu adam geçen yıl kralını tanımadan her haksızlıkta çıkıp balyoz gibi indi gereken her yere. Son 30 yılda alışık olduğumuz süklüm püklüm portrelerin çok dışına çıktı.
    2. Bu adamın korkunç bir reytingi vardı. TRT’de çıktığı program son dönemde en çılgın rakamlarda izlenen konuk programı oldu. Her sözü, her hareketi gündem oldu. Sindirilmeye çalışılan bir takımda böyle bir figür pek tabii ki uygun düşmedi bir yerlere..
    3. Bu adamın, diğer kulüplerdeki mevkidaşları gibi ”güçlü tanıdıkları” da vardı..

    Teknik anlamdaki eksikliklerine rağmen, geçen yıl kazandığı iki kupayla çete zihniyetine ”ulan n’oluyor” dedirtti. Ve bu sezon hem içten hem de dıştan türlü türlü tezgahlarla 2 ayda fişi çekildi.

    Beşiktaş, bundan sonrası için adım atarken, 4 tane çok kilit konuyu kendisine kılavuz edinmek zorunda..

    1. Rasim Kara ”nasıl” şampiyon yapılmadı..
    2. Lucescu Beşiktaş’tan nasıl ”tekme tokat” gönderildi?
    3. Şenol Güneş’in 3. sezonunda kimler hangi rolleri oynadı?
    4. Sergen Yalçın 2 ayda nasıl paralize edildi?

    Ezber bozmalıyız Ziya. Sektör bu haldeyken, efendi yüzlerle değişim yaratma imkanımızın olmadığını bilmek zorundayız. Beşiktaş’ın caydırıcı karakterlere, reytingi ve yaptırım gücü olan figürlere ihtiyacı var. Yeni nesilden korkunç bir Beşiktaşlı ordusu geliyor. Bu orduyu ancak güçlü olursak koruyup büyütme imkanımızın olacağı unutulmamalı.

    Bir değişim yaşanacaksa bu Beşiktaş’ın egemenliğinde, Beşiktaş’ın temel değerleriyle olmalı. Aksi, çok kötü sonuçlar doğurur..