Belki de geç kaldık bırakmakta. Geri döndürülemez noktadayız. Bilemiyorum. O yüzden yazdıklarımın kıymeti yok belki de. Ama içimde kalmasın yine de yazayım.
Bir. Kendini ülkece ve bizim özelimizde takımca dünyalara bedel bulmak ve bizden büyüğü yokmuş zannetmek 1980 lerde başlayan 1990 larda hız kazanan 2000 lerle birlikte iyice yükselen piyasa milliyetçiliğinin bir uzantısı. O Avrupa maçlarındaki biz öznesiyle parlatılan milliyetçilikten bahsediyorum futbol özelinde (o ülkecek saplandığımız milliyetçilik çukurundan bu forum özelinde uzak durayım). Sanki kanattan atak yapan gs, fb veya beşiktaşımız değil de tüm bir ulusmuşçasına ağdalı ağzıyla galeyanlı bir söylem tutturan spikerler, yorumcular. Şimdi herkes kendisini ciddi ciddi en büyük, dünyalara bedel zannediyor. Ama piyasanın gerçekleri öyle değil.
iki. Piyasaya çıktığınızda gazete şişirmesiyle Beşiktaş’a gelmek için can attığı söylenen büyük yabancı hocaların hiçbiri bu maceraya gitmek istemiyor. Anca ispatlayacak bir şeyi olan genç yabancılar o da belki. Valerian, Giovanni, Ole Guner tercihleri hata değil piyasanın gerçeği. İşler her yolunda gitmediğinde hoca gönderelim feveranı farkında değil ama yarın bu kendini ispatlama derdindeki genç yabancıları bile piyasadan çekemez hale gelmemize sebep olacak.
Üç. Büyük yerli hocalarımız. Şenol Güneş ve Sergen Yalçın. Şenol Güneş benim son yıllarda Beşiktaş’ta izlediğim en iyi futbolun mimarı. Gerçi çok iyi ve pişmiş bir kadroya geldi ama sonuçta başardı adam. Sorunu uzun soluklu bir sistem kuramaması. Olanı yemesi. Olan bitince de vasatlaşması. Ayrıca son senesindeki bailey amartey onana kazıklarını açıklaması lazım. Kendisi mi attı o kazıkları bilmem ama göz yumdu en azından. Sergen üzerine bir sistem inşa etmek mümkün olmayan, düzensiz bir hayatı olan, zora geldiğinde kaçan biri. Karizması taraftara cazip geliyor ama bu dönemde gelmeyi seçmeyecek kadar rasyonel de. Bundan 5 sene önce olsa bunlar bi gelip şampiyonluk özlemini dindirebilirlerdi ama şu anda imkansız. Çünkü
Dört. Türkiye futbol ekonomisi kaynağı belirsiz bir paraya hapsolmuş durumda. Bırakın Osimheni Tillahı gelse bu paralar ödenemez. Ödenmemeli demiyorum ödenemez. Ama denetim yok, federasyon yok devlet yok. Hadi bakalım mücadele edin bu sistemle. Biz de o kaynağı hiç kullanmıyor değiliz sanki. Son iki yolda ödenen paralar bizim için de ödenemez hükmünde aslında. Ödenebiliyor mu bilmiyorum..
Beş. Tek çözüm son kez Ormanın işlettiği Beşiktaşın genlerinde olan başarı formülüne bir kez daha geri dönmek. Nedir o Olcay, Oğuzhan, Veli, Atiba. Sistem oturtacak yabancı bir teknik adam (gerçi o dönemde Samet Aybaba bir sene pişirmiş ve beşiktaşlığı öğretip öyle teslim etmişti kadroyu. Bu çok önemli). Ve sabır. Bu sabrı sağlayacak olan da yine orman gibi çıkıp projeyi anlatacak bir başkan. O yok ne yazık ki.
Altı. Teknik ekibiyle birlikte Ole Güner’in büyük şansımız olduğunu ve sabredilmesi gerektiğini düşünüyorum. Başarısızlıkları daha olgun karşılamalıyız ve sürece odaklanmalıyız. Unutmayalım ne biz (ve tabii ki ne gs ne de fb) Avrupa futbol piyasasında büyüğüz. Büyük olmak için sabırla çalışmalı rasyonel adımlar atmalı sürece odaklanmalıyız. Tabii istediğini yap bu korkunç harcamaları denetleyen bir federasyon ve devlet olmadığı sürece boş. E o da bizim elimizde değil. Ben elimizdekine ilişkin görüşümü yazdım.
Saygı ve sevgi.
Harika bir yazı, ellerine sağlık! Madde 4 üzerine uzunca yazmayı düşünüyordum, güzel özetlemişsin. Güneş ve Sergen hakkında söylediklerine artı bin. Madde 6’da söylediklerini anlamama rağmen katılmıyorum ama özellikle de bu yönetimin Ole’den iyisini seçip getirebileceğini hiç düşünmüyorum. Son olarak da bugüne kadar yazını gördügümü hatırlamıyorum dostum, nerelerdeydin bunca zaman. Hoş geldin, bilmukabele.
Teşekkürler renktaşım. Arada yazıyorum. Ama hepinizi takip ediyorum.
10 numara yazi! Ben 6. Maddeye ozellikle katiliyorum.