içinde

Safiye Öğretmenim'e :(

BEN BİR ÖĞRETMENİM

Gri boyalı bir sınıf kapısının hemen önünde bekliyordu. Nerede olduklarını kestiremeyecek kadar küçük olan öğrencilerini ‘’hoş geldiniz’’ diyerek yeni bir dünyaya buyur ediyordu Safiye Öğretmen. Koyu renk gözlüklü, ayağı hafif aksaktı. Çok küçük olduğumdan mı bana uzun boylu görünüyordu, yoksa sahiden öyle miydi bilmiyorum, uzun boyu ve mavi önlüğü ile Safiye öğretmenin beni ve arkadaşlarımı sınıfın kapısında karşıladığı gün, bir kayaya kazınmış yazı gibi silinmedi zihnimden. Sevecen bir duruş ve güler yüzle bezenmiş bu karşılamanın ardından sıkıca kavradığım annemin ellerini gevşetmiş, bambaşka ve uzun bir yolculuğa ilk adımımı atmıştım.

İlk günün şaşkınlığı ve tedirginliğinin ardından çok çabuk uyum sağlamaya başladım. Biri vardı sınıfta. Annemden sonra elimi tutan ilk kadın. Küçük ve terli ellerimi kavrayarak yazı yazmayı öğreten biri. Ürkekliğimi gidermek için omzuma dokunup gözümün içine gülümseyerek bakan biri. Hep iyiyi, doğru olanı öğütleyen, benim üzüntümle üzülen, benim başarımla övünen biri. Annem gibi. Annesinin yanında yabancılık çeker miydi bir çocuk? Çekmedim.

Bir keresinde yıllar önce mezun ettiği öğrencilerinden Cansu isimli bir kadın geldi sınıfımıza. Şehirde hatırı sayılır bir diş hekimi olmuştu Cansu Hanım. Veda anı geldiğinde öğrencisinin kapıdan çıkışını nemli gözlerle izlediğini hatırlıyorum. ‘’Bir öğretmenin öğrencisiyle bağı bisiklete binmeyi öğretmek gibidir. Bana gelirsiniz, ben ellerinizden tutup pedal çevirmenizi sağlamaya çalışırım. Yeterli tecrübe ve olgunluğa ulaştığınız zaman ellerimi çekerim. Pedala basacak kadar güçlendiğinizi, yönünüzü tayin edebildiğinizi ve o yöne gidebildiğinizi gördüğüm anda izlemeye başlarım. Seçtiğiniz yol güzelliğe giden yolsa dünyanın en mutlu insanı ben olurum. Cansu kendi yolunu en güzel çizenlerden birisiydi. Bugün yaşadığım mutluluğu hepinizin yaşamasını dilerim.’’ demişti. O gün bu metaforu pek tabii ki yeterince anlayamamıştım. Çok sonradan anladım. Pedala basabildiğim ilk gün apaçık anladım.

Onunla tanışana kadar sadece temel ihtiyaçlardan ibaret sandığım hayatımda, varlığından haberdar olmadığım kapıların olduğunu anladım. Açılan ilk kapı kalbimin kapısıydı. Ülke sevgisini, arkadaş sevgisini, öğrenme ve okul sevgisini bulduğum kapı. İkincisi zihnimin kapısıydı. Okumayı, yazmayı, hesaplamayı, tarihimi ve kültürümü öğrenmeye açılan kapı. Son kapı yaşam kapısıydı. Yaşam becerilerini, kendi haricimde de insanlar olduğunu, her birinin en az benim kadar öneme haiz olduğunu, birlikte yaşayabilmek için gerekli koşulların varlığını öğrendiğim kapı. Safiye Öğretmen hem bu kapıları açan hem de kapıdan içeri birlikte girdiğim kişiydi. İçeride bana lazım olan ne varsa tedarik eden de oydu. Kapıları kapatıp uğurlarken de yanımdaydı. Bir insan her yerde olabilir miydi? Benim açılması gereken kapılarımın yanında 29 kişi daha vardı. Bir insan tüm bunlara yetişebilir miydi? O yetişti. Hasta olduğu için sırasının üzerine kusan çocuğun sırasını temizlemek, elini yüzünü silmek, kendi çocuğu gibi kaygılanmak, yalnızca ‘’meslek’’ mefhumuna sığabilir miydi? Bu uçsuz bucaksız koşuya, bu tarifi namümkün çabaya sebep olan şey neydi? Para mı, geçim kaygısı mı, saygınlık mı? Bu kahramanlığa neden olan şeyin bunların hiçbirisinin olmadığını anladığım gün, öğretmen olmaya karar verdiğim gündü. Birer beyaz levha olarak başladığımız yolculukta, hepimiz Safiye Öğretmen’in ustalığı ile şekillendik. Bu ustalıkta kullanılan en mühim malzeme ise sevgiydi. Dışarıdaki fırtınadan, yaşamsal sancılardan ve sakil çekişmelerden kaçarak sığındığımız asude bir limandı Safiye Öğretmen. Diğer tüm öğretmenler gibi.

Ben de bir öğretmenim. Bana açıldığı gibi, her bir çocuğa kapılar açmaya namzet bir neferim. Yeri geldiğinde gökyüzünü ayaklara serer, yeri geldiğinde yer altını yerin üstüne çıkarırım. Karanlığından kurtulmaya muhtaç tüm çocuklara her kelamla bir fiske aydınlık serperim de agâh olurum. Tekdüze yaşamlara kadim ezgiler fısıldarım da segâh olurum. Her bir çocuğumu büyülü diyarlara doğru fikri seferlere çıkarırım da seyyah olurum. Tek meşgalem yoktur benim. Serde tek renk barınmaz. Her çocuğun rengini, her çocuğun kaygısını ihtiva ederim. Renklere renktaş, kaygıların umar reçetelerine nişangâh olurum.

Ben bir öğretmenim. Pusulasını ilme çevirmiş, sevgi ve merhametin her rengini zihinlere nakşetmeye yeminli bir dimağım. Ben bu ülkenin geçmişi, geleceği, hafızası ve aynasıyım. Ben, mesleği öğretmenlik olan biri değilim. Meşgalem meslek kalıbına dar gelir zira. Ben sadece öğretmenim. Kaynağı kuruyunca nehrin de kuruyacağına vakıf, öğrenmeye son verince öğretebilmenin de mümkün olmadığını bilen, öğrenmesini henüz bitirmemiş bir öğretmenim. Benden önceki öğretmenlerin kar topu gibi büyütüp bana getirdiği emeklerin taşıyıcısı, benden sonrakilere devredicisiyim. Benden önceki milyonlar, benden sonraki milyonlarım. Ben Safiye Öğretmen’in ta kendisiyim. Ruhum şaad olsun..

$ s Yorumları

Cevap bırakın
  1. Yüreğine, ruhuna sağlık canım öğretmenim…

    Gün gelecek, bu içerikteki bir yazı “Serdar hocam” başlığıyla yazılacak…

    Hatta bir satırı şöyle olacak; ben yazayım:
    “…Ulan biraz sinirliydi minirliydi ama şahane bir öğretmendi Serdar hocam… Emekçi hocam, altın kalpli hocam…”
    (Tabii bu talebenin kompozisyonu biraz zayıf olabilir🙂)

    Güzel adamsın vesselam; iyi ki varsın.

    İyi ki varsınız…

  2. (Günebakan gibi olmayı isterdim ben, Nihat abi…
    Bir ışık gördüğünde yüzünü o yana doğru dönen,
    Ötelerden,
    Ucu bucağı olmayan zifiri karanlık ve buz gibi soğuk bir boşluğun öbür başındaki devasa kütleden kopup gelen parlaklığa yüzünü çeviren;
    yaşamın kendisine gönderdiği aydınlığa uslu bir çocuk gibi, coşkulu bir heves ve sarsılmaz bir bağlılıkla teslim olan,
    Aldığı ısıyı, ışığı, hayatı benliğinde toparlayıp dönüştürerek,
    Bambaşka ve çok keyifli bir şekilde çevresine sunan o sevimli bitki gibi olmayı…

    Ya da her nerede yaşarsa yaşasın doğadan kopmamış,
    Yaşadığı çevreyle bütünleşmiş,
    Algıladığı en ufak bir değişikliğin, farklılığın, esintinin, kıpırtının nedenini ve nihayetini anlayabilen bir bilge kişi olmayı,
    Olabilmeyi isterdim..

    Soran gözlerle bakıyorsun madem, söyleyeyim: Olamadım Nihat abi,
    Başaramadım..
    Ne var ki bu işin güzel yanı da bu işte be abi..
    Büyük bir arzuyla, iştahla, istekle erişmeye çabalayacaksın,
    Ama, her zaman da bu istediğin şey verilmeyecek sana…
    Lakin, olsun, sen yine de ulaşamadığın vakit geri adım atmayacaksın..

    Arada bir, bazen, durup şöyle bir bakıyorum kendime,
    Çok da kötü bir durumda değilim sanki be abi..

    İlk notalarını dinlediğim bir ezginin ruhumu nasıl saracağını,
    İlk sahnesini gördüğüm bir filmi ne büyük bir keyifle izleyeceğimi tahmin edebiliyorum..
    Henüz en baştaki diyaloglarını duyduğumda bir oyunun sağlamlığını,
    İlk dizelerini okuduğum bir şiirin beni nasıl alıp götüreceğini anlayabiliyorum Nihat abi..
    Tamam, kabul, çok da bir yol alamadık ama, olsun,
    Bu da fena değil yani.
    Bir, sıfırdan iyidir Nihat abi.

    En azından, bir gün -o da belki- aslında sıfır olabilmenin, bir’den daha da kıymetli olduğunu anlayacağın vakte kadar…)
    …..
    …..

    Sabahın er saatinde gördüm yazını Serdar hocam..
    Daha girişinden anladım, Serdar hocamın yine muhteşem bir yazının başına oturmuş olduğunu…
    Günün karmaşasında değil, akşamın nispeten sakin bir vaktinde okumak için sakladım bir kıyıda yazını,
    Ve şimdi, az önce okuyup bitirdim, sindire sindire…

    O sağlam yazarın, o harika kitabının başında dediği gibi,
    O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler Serdar hocam,
    Daha önce de olduğu gibi,
    Daha, daha, daha önceleri hep olduğu gibi…

    Mesele gün dolup, vakit geldiğinde,
    “Heybemizi” omzumuza vurup yola çıktığımız zaman, geride kalanların da bizler için -bire bir aynısı olmasa da- benzer sözler edip edemeyeceğinde…

    Şuna eminim: Safiye öğretmen senin de arkandan -aynen Cansu hanıma baktığı gibi- sevgi dolu bakışlarla, nemli gözlerle bakmıştır…

    Kaybına gerçekten üzüldüm,
    O güzel hocanın, o değerli öğretmenin dokunup şekillendirdiği, biçimlendirdiği bir evladı,
    İşte bugün, bizlere de ışık saçmaya devam ediyor.
    Ne güzel…

    Safiye öğretmene Allah Rahmet Eylesin…
    Nur içinde yatsın.
    Mekanı Cennet olsun..

Bir cevap yazın