Cordo abimizin de dediği gibi, ne yazık ki Twitter dili artık bu forumun ana akımını oluşturmaya son gaz devam ediyor. Kendi futbolcusuna “çöp”, “Beşiktaş’ın topçusu olamaz”, “bizim seviyemizde değil”, “yeteneksiz”, “kalibresiz” gibi bir ton etiket yapıştırılıyor. Altyapımızdan çıkıp bu toksik zihniyetten nasibini alan oyuncularımızı alt alta koyduğumuzda, bu Twitter cehaletinin kulübe ne kadar büyük bir zarar verdiğini çok daha net göreceğiz.
Ege ilk bundan nasibini alan futbolcumuzdu. “Asla Beşiktaş seviyesinde değil, Demir Ege’yle anca üçüncülük kovalarsın” dendi bu forumda. Yerine Musrati, Onana, Ndidi, Asslani ve Hacıahmedovic gibi isimler alındı. Şu an bu oyunculardan ikisi bizde ve ligde dördüncülüğü garantiye almaya çabalıyoruz. Demir Ege önce Rio Ave yaptı, sonra da sessiz sedasız Braga’nın yolunu tuttu. Bu seneki performansıyla gelecek sene Braga’nın ilk 11’indeki yerini garantilemeye başladı; muhtemelen birkaç seneye kalmaz çok daha iyi bir takıma transfer olduğunu da göreceğiz. Halbuki bizde şans verilse, derin oyun kurucu rolü bu çocuğa bırakılsaydı ve formayı alsaydı; Musrati’ye 10 Milyon, Onana’ya 4 Milyon, Ndidi’ye 8 Milyon, Hacıahmedovic’e 4 milyon vermeyecektik. Şimdi de “9 milyona acaba Asslani alınsa mı?” tartışması olmayacaktı bile. Harcanan 26 Milyon Euro bizde kalacak, muhtemel Asslani transferine de ihtiyaç duymayacaktık. Para kasada kalacak ve bu kadar ağır bir borçlanma yaşamayacaktık.
Sonrasında nasibini alan ikinci futbolcumuz da Semih oldu. Müthiş bir çıkışla başladığı ligin ikinci senesinde, sırf bir yöneticinin menajerle ortaklığı yüzünden önce sol kanada sürüklendi, sonrasında forma şansı da elinden alındı ve sonunda Cagliari’nin yolunu tuttu. Hoş, Cagliari her ne kadar şark kurnazlığı yapıp bonservisi düşürmek için oynatmasa da İtalya, Hollanda ve İspanya liginden hala Semih’e ilgi var. O da dönmemek ve takımın kendisine kolaylık sağlaması için milli takım muhabbetini bile ortaya çıkardı. Ayrıca Semih bizde kaldığı sürece ne ile eleştirildi? “Kendini geliştiremiyor, sırtı dönük top alamıyor, pas vermiyor, kafa topu alamıyor, şut atamıyor, top süremiyor, oyuna etki edemiyor…”
Bugün birebir aynı eleştiriler Mustafa Erhan Hekimoğlu için yapılıyor. Neden sürekli aynı yerme, aynı tu kaka ilan etme çabası? Şimdi Mustafa özelinde çok basit bir matematik yapalım ; Bu çocuk Beşiktaş’tan yıllık 310 bin Euro kazanıyor. Menajerlik ücretleri, vergiler ve diğer kesintiler düştüğünde eline geçen net rakam yaklaşık 160 bin Euro. Yani aylık kazancı 13.500 Euro civarına denk geliyor. Çocuğu sürekli ‘kendini geliştirmiyor’ diye eleştiriyorsunuz ya; zaten takımda hiçbir oyuncunun fiziksel veya taktiksel gelişimine zerre katkı sunmayan bir teknik ekip var. Hal böyleyken, bu çocuğun ekstra bir gelişim sağlaması için dışarıdan özel antrenör tutması şart. Peki, üst düzey bir özel antrenörün aylık maliyeti ne kadar? Yaklaşık 15 bin Euro! Şimdi soruyorum size Aylık 13.500 Euro kazanan bu çocuk, hangi parayla kendisine 15 bin Euro’luk özel hoca tutacak? Kulübün mevcut teknik ekibi elindeki oyuncuyu bir adım bile ileri taşımazken, çocuğun kendi imkanlarıyla bunu yapması matematiksel olarak bile imkansızken, faturayı utanmadan neden sadece bu gencecik çocuğa kesiyoruz? Kulüp bu konuda neden bir şey yapmıyor?
Ege, Semih ve Mustafa bizim çocuklarımız, bizden birileri. Onlar çalışarak, çabalayarak ve bir şeyleri başararak bu kulübün formasını hak ettiler. Ama ne yazık ki, futbolu sadece ekranda izlediği kadarıyla bilen, sahaya çıksa 10 dakika koşup 80 dakika yerde sürünecek adamların klavye başındaki hasetliğine kurban ediliyorlar.
Bu işi Football Manager oynamak veya PlayStation’da tuşlara basmaktan ibaret sanan bir kitle türedi. Sanıyorlar ki yetenek bir tuşla açılıp kapanıyor, bu gençlerin yaşlarını, fiziksel gelişim süreçlerini, mental olarak ne kadar kırılgan olabileceklerini zerre umursamıyorlar. Elin yabancısı gelip sahada ruh gibi gezinince, milyon Euroları cebine indirirken “uyum süreci”, “sisteme alışıyor”, “ülkeye adapte olacak” diyerek aylarca sonsuz kredi tanıyan bu güruh, iş bizim çocuğa gelince daha ilk kötü pasında “bunu kiralık gönderin”, “bundan olmaz” diye çarmıha geriyor. Kendi evladına üvey evlat muamelesi yapan futbol cahili bir kitleye dönüştük.
Çocuklar iyi oynarken “İşte altyapının gururu, bizim evladımız” diye şov yapmayı, başarıyı sahiplenmeyi, illa milli takımda oynasın demeyi çok iyi biliyorlar ama çocuk en ufak bir form düşüklüğü yaşadığında ilk tekmeyi vuran da yine onlar oluyor. Unuttukları çok önemli bir şey var, bu çocuklar robot değil. Zaten üstlerine giydikleri Beşiktaş formasının milyonlarca liralık bir ağırlığı, devasa bir baskısı var. Bir de üstüne sahaya çıktığında veya maç sonu telefonunu eline aldığında kendi taraftarının linciyle, hakaretiyle karşılaşan 18-19 yaşındaki bir gencin ayakları nasıl titremesin? Çocuğun özgüvenini siz klavye başında yok ediyorsunuz, sonra sahada “neden inisiyatif almıyor, neden sorumluluktan kaçıyor, neden hiçbir şey yapamıyor” diye yine siz bağırıyorsunuz!
Burada kimse asıl sorulması gerekenleri sormuyor: Bu çocuklar Beşiktaş U19’da fırtınalar estirirken, A takıma çıktıklarında gelişim kaydetmeleri gerekirken neden hep ama hep geriye gidiyorlar? Neden ilk çıktıklarındaki performanslarından hayli uzağa düşüyorlar?
Geçmişi boş verip sadece bu sene özelinde şu soruları soralım: 36 maçtır takımın başında olan bir hoca ve ekibi var. Transferlerle yapılan takviyeler dışında takımda başka hangi oyun içi geliştirmeler oldu?
- Hangi oyuncunun bireysel performansı arttı?
- Hangi mevkilerdeki oyuncular ön plana çıktı?
- Hangi oyuncular geldikten sonra bizde hiçbir varlık gösteremedi ya da performansı yerlere düştü?
- Takımın sahaya yansıttığı, “İşte Beşiktaş böyle oynar” dedirten net bir oyun hafızası oluştu mu, oluştu ise hangi maçta?
- Hangi maçı hocanın taktiksel zekasıyla, sonradan yaptığı hamlelerle kazandık?
- Milyon Euro’lar dökülen yıldızların hataları “uyum süreci” diye geçiştirilirken, gençleri koruyacak, hatalarını tolere edecek o sistem neden bir türlü kurulamadı?
- Takımın fizik kalitesinde, maçın son 20 dakikasındaki isyanında bir artış var mı; yoksa geriye düştüğünde mental olarak çöken bir takım mı izliyoruz?
Bunları soran, sistemi ve teknik ekibi sorgulayan kimse yok. Kendi çocuğumuzu “çöp” ilan edip harcamak kolay, zor olan gerçek sorumlularla yüzleşmek ve onlara doğru soruları sormak.
Son sözüm de Mustafa’ya… En büyük temennim, onun da tıpkı Demir Ege ve Semih gibi bir an evvel kendini bu zehirli atmosferden kurtarmasıdır. Umarım o da arkasına bile bakmadan çeker gider ve kendi evladını çiğ çiğ yiyen bu toksik taraftar güruhunun içine bir daha asla geri dönmez. Çünkü bu zihniyet değişmediği sürece, bu bataklıkta hiçbir genç fidan yetişip yeşermeyecek.
Ben Demir Ege’ nin oynayarak çok daha fazla gelişeceğini hep söyledim…
Aynı şeyi bugün Kartal Kayra için söylüyorum… Bana göre Kartal Kayra Asllani’ den daha yetenekli bir çocuk… Gelişmesi gereken yönler var evet ama bir çok konuda Asllani’ den önde…
Semih içinde aynı şey geçerli. Kendisini net bir şekilde geliştirmesi gereken tek konu var. Oda sahayı taramayı öğrenmeli… Bunun için önce kafasını kaldırmayı öğrenmeli ve sonrasında saha tarama işini refleks haline getirmeli. Bu ikisini yapar topa bakmadan hakimiyet kurmaya alışırsa Semih zaten çok başka seviyelere çıkar.
Mustafa konusu ise bu 3′ den farklı… Mustafa hata yapıyor… Kendisini göstermenin yolunun çok koşmak olduğunu düşünüyor.. Enerjisini ekonomik kullanmalı… Enerji kaybına ek olarak tribün(taraftar) baskısı kaynaklı dikkat dağınıklığı ve odaklanma problemleri de eklenince maalesef bildiğini unutur hale geliyor… Semih’ te olan özgüven maalesef Mustafa’ da yok… Çok daha rahat olmalı, top kapmaktan çok golü koklamaya odaklanmalı.
Ama kafamda oturmayan parçalar var… Mesela Semih Sergen Hoca ve ekibi yokken zaten yeterince yıpratılmış ve bitme noktasına getirilmişti…
Aynı şekilde Demir Ege’ de öyle… Zaten o yüzden de gitmek için can attı ve gitti.. Yoksa Sergen Hoca ve ekibi kendisine ciddi ciddi şans veriyordu ve her geçen gün üzerine koyarak devam ediyordu. Ama gitmek istediği için gitmesine izin verildi diye biliyorum.
Mustafa Hekimoğlu’ de henüz Sergen Hoca yokken oynatılmaya ve şans bulmaya başlamıştı.. Bunun yanında taraftar tarafından parçalanmaya da başlamıştı. Hala daha inanılmaz bir eleştiri alıyor hatta iş eleştiriden çıktı hakaret ve dalga geçme boyutlarına vardı. Buna rağmen Sergen Hoca hala daha ona şanslar veriyor ve geliştirmek için elinden geleni yapıyor…
Kartal Kayra da aynı şekilde yıllardır bulamadığı şansları Sergen Hoca ile birlikte bulmaya başladı… 11′ de formayı kaptı mı kapamadı ama önceleri kadroda hiç düşünülmeyip gönderilen Kartal kayra Sergen Hoca ile beraber takımda rotasyonda kullanılmaya başladı….
Rıdvan Yılmaz mesela Sergen Hoca döneminde A takıma çıktı, sonra transfer oldu ve yine Sergen Hoca döneminde Beşiktaş’ a geri geldi… Bu yılın başlarında ciddi anlamda geriye gitmiş ve futbolu unutmuş bir Rıdvan vardı ama Hoca ile beraber tekrar hayata döndü ve kalibresi kadarınca ciddi bir performans vermeye başladı…
Yahu Ersin Ersinn….. Hoca bu çocukla daha 19-20 yaşındayken bu takımı öyle yada böyle şampiyon yaptı… Sonrasında ki süreçte olan ortada yıllarca Mert Günok izledik ve Ersin oynadığı maçlar da taraftarlardan hep tepki aldı ve performans veremedi… Bu yıla da nasıl başladığı herkesin malumu ama sonra sonra açılmaya ve performansını yükseltmeye başladı….
O yüzden taraftar ve tepkileri konusunda sana tamamen katılmakla birlikte şuan ki teknik ekibe bütün suçu atmak ve süreci sadece onların üzerinden okumaya ve anlatmaya çalışmak bence çok büyük bir haksızlık….