içinde

Yazdığını Silmek / Silmemek..

Haziran – Temmuz gibiydi,

Delikanlılık yıllarından beridir tanıştığımız akademisyen bir arkadaşımla konuşuyordum..

Şunları söyledim:

“”””Ülkenin normal nüfus artışına ek olarak, son 10 yılda ülke nüfusuna %10 kadar bir göçmen nüfus daha ilave oldu..

Bu ani artış, haliyle talep fazlalığına(ve hatta talebin zıplamasına) yol açtı..

Öte yandan, 80’li yılların başından bu yana süregelen liberalleşme akımı(nın tersten anlaşılmış hali) nedeniyle insanlar tarımdan uzaklaştı.. Kentlere göç hızlandı..

Böylece ülkedeki köylü nüfus/kentli nüfus dengesi bozuldu..

Kentli nüfus arttıkça, tahterevallinin bir tarafındaki ağırlığın aşırılığı durumunda diğer tarafın havaya hoplayıp yere saçılması gibi köyler iyice boşaldı..

Bir kez kente göçüp oranın tadını(!!!) alanlar, yıllar geçtikçe tarımsal alışkanlıklarını yitirdi.. Uzun zaman sonra geri dönenler dahi köyü yazlık bir yerleşim yeri gibi görmeye başladı.. Tarımdan uzaklaştı.. 

Köy hayatı zordur.. Sabah güneşle kalkmayı, gece yatsıdan(adı üstünde: yatsı) sonra uyumayı ve gün boyunca tabiat şartları altında açıkta çalışmayı gerektirir.. 

Köy kökenli ana-baba haydi yine neyse, belli alışkanlıkları olduğundan iyi kötü uyum sağlarlar.. da, 

Kente alışmış çocuklara süt sağdırmak, hayvanları gütmeye yollamak, ağaçları budatmak, ilaç attırmak, ürün hasadı yaptırmak, benim diyen babayiğidin altından kalkacağı bir iş olmadığından; 

öte yandan tarımda makinalaşmayı yeterince sağlayamadığımız ve çağdaş üretim tekniklerinden dünya ülkeleri kadar yararlanamadığımız için tarımsal üretim arzı düştü..

Bu sosyal etkenlerin yanında, neredeyse hiçbir şeyi ülkede üretmeyip dışarıdan ithal etme yoluna sapılması sebebiyle üretim girdi fiyatları başlangıçta azar azar, kriz dönemlerindeyse roket hızıyla arttığından;

Bütün bunlara ek olarak nakliye vb girdi fiyatları da alıp başını gitmiş olduğundan fiyatlar iyice uçtu..

Son olarak 2 yıldan bu yana içinde bulunduğumuz salgın dönemindeki kapanmalar + ülke çapındaki(dönemsel olması için dualar ettiğimiz) kuraklık nedeniyle tarım arzı tümüyle dibe vurdu..

Kentli ve köylü nüfus toplamına aniden ilave olan göçmen nüfusun da etkisi sebebiyle oluşan talep fazlalığı ile tarım kesimindeki arz eksikliğinin doğal sonucu olarak fiyatlar tavan yaptı.. 

…..

Öte yandan, özellikle son 20 yılda sanayi alanında planlı ve yoğun bir kalkınma yerine inşaat ağırlıklı bir gelişmenin tercih edilmesi sebebiyle sanayi ve teknoloji alanındaki üretimimiz de “””yeterince””” güçlü, kaliteli ve dünya ölçeğinde tercih edilebilir olmayı başaramadı..

Nihayetinde Turizmle ilgili çalışmalardaki yanlışlıklara, çeşitlilik yaratma konusundaki beceriksizliklerimizin yanında pazarlama hataları da eklendiğinden Turizm geliri beklentilerimiz de elimizde patladı..

*****

Her yerde söyleniyor, bu bir sır değil: Ülkenin toplam borcu 450 milyar dolar civarında..

Bu akıl almayacak büyüklükteki rakamın dolardaki talebi körüklemesi;

Artı, Ülke insanının doları(haklı bir düşünceyle) yatırım aracı olarak görmesi, 

Artı, ülkeye göçmen ya da geçici çalışma amacıyla gelen nüfusun kazandığı paralarla dolar alarak gelirlerini koruma ve memleketlerine para gönderme zorunlulukları gibi nedenlerle dolar talebinin artması döviz fiyatının fitilini ateşledi..

Bütün bunları göz önüne aldığımızda,

Önümüzdeki sonbaharda genel fiyatlarda ve bu çerçevede elbette döviz fiyatlarında çok ciddi bir fiyat artışı olmasını beklemeli miyiz hocam?.. “””” diye sordum..

Verdiği cevap çok kısa oldu, akademisyen arkadaşımın: “Kesinlikle evet!..”

*****

*****

Şimdi, 

Olan biten bir sır olmadığına; sorunun ne olduğu açıkça bilindiğine göre

Yapılacak şey de belli..

Akla gelebilecek her dalda (devletin birebir planlaması, yol göstermesi ve desteği ile) sayısal olarak çok fazla

ve nitelik olarak da çok kaliteli üretim yaparak dış dünyaya satmayı başaramasak eğer, 

Bu badireden kolay kolay kurtulamayız biz..

….. 

Elbette buna paralel olarak Milli Eğitim konusunda da aklı başında adımlar atılması şart kere şart, o başka..

Buradaki handikap, Eğitimdeki atılımın sonuçlarının 20 – 30 seneden önce sonuç vermeyecek olmasında yatıyor.. 

Ne var ki bu konuyu fazlaca kafaya takmakta(!!) fayda yok..

Çünkü, zaten, ülkenin halihazırdaki durumunun bizim kulübün durumundan pek bir farkı yok..

Nasıl ki Beşiktaş’ın (saman alevi misali anlık başarılardan çok öte) Avrupa kulüpleri seviyesine gelmesi için (çok ciddi ve sürekli olarak en üst düzeyde çalışmak kaydıyla) en azından 10-15 seneye ihtiyacı varsa,

Bu ülkenin de dünyadaki (fazlasıyla hak etmekte olduğu) gelişmişlik seviyesine ulaşabilmesi, ancak 20-30 senenin ardından mümkün olabilecektir..

…..

Yani arkadaşlar, bu sene zor bir sene olabilir/olacaktır. muhtemelen..

Lakin, yakın bir gelecekte kolay seneler geçireceğimizi hayal etmek de (gerekli olmakla birlikte) ham bir hayal olmaktan öteye geçmeyecektir..

…..

Herkes kendisine çok dikkat etsin..

Kendini, eşini, çocuklarını, aşını, işini korusun.. 

Çakala çukala yem etmesin..

…..

Mümkün olduğu ölçüde (harcamalar anlamında) minimumda yaşamanızı ve elinize geçen her kuruş geliri korumaya gayret etmenizi öneririm.. 

Bu arada, muhtemelen çoğunuzun/çoğumuzun eline fazla bir gelir de geçmeyecektir..

Çünkü dünyanın tek akıllısı biz olmadığımız için, herkes minimumda yaşayacak olduğundan, küçülecek olan pastadan bize düşen dilim, iyice ufalacaktır..

*****

Amacım enseyi karartmak değil, daha dikkatli olunması için uyarıda bulunmak..

Yoksa göreceksiniz, hayat devam edecek..

Dünya tarihi boyunca, savaş dönemlerinde dahi ekonomi durmamış, hayat devam etmiştir çünkü..

Ama, kan ter ve gözyaşı karşılığında, ne yazık ki..

…..

Allah’ın adına sığınarak söylediğime inanın lütfen,

Parti ya da kişi meselesini fersah fersah aşmış bir zorluk ortamındayız..

Siyasetle şu kadarcık bir alakamın olmadığının bilinmesini isterim..

“Ben bu işin altından kalkarım..” diyen partilerin, kişilerin ve liderlerin boyun damarlarını şişirerek birbirlerine bağırmalarından bıkmış usanmış bir yaştayım..

Elbette politik bir görüşüm olmakla birlikte, çarnaçar oy verdiğim partinin liderine dahi tahammülüm kalmadığını ifade etmek isterim.. 

Bıktım, usandım..

…..

Son söz: 

Dünya iyi bir yere gitmiyor dostlarım.. 

Kendinize dikkat edin, 

Ailenizi koruyun..

$ s Yorumları

Cevap bırakın
  1. Yardır …. Benim kısa yazılarım “ipucu”, seninkiler “makale” oluyor… iyi oluyor 🙂 Yukarıdaki kapsamlı açıklama için teşekkür ederim. Şahane olmuş…. İşin sosyal/kültürel boyutu ACI ve maalesef oralara laf edemiyoruz 🙂 … Bu kötü gidişlerde insanları oralardan yemleyip yiyorlar ve “inanan” insana laf edemezsin …. sıkıntılı …. Mevzu son derece GERÇEK ve BİLİMSEL …. ama … ama … ama 🙂 …. durum çok fena….. devamına yazılacak şeyler benim için “sil” modunda şeyler 🙂 o yüzden siliyorum…

  2. Söylediklerinin bir kısmına sonuna kadar katılıyorum.Ekleme yapmak istediğim noktalar olacak.Öncelikle köyden kente göçün başlıca sebebi Cumhuriyetimizin başlangıncında Atatürkün içinde uhte kalan toprak reformunun yapılamaması (Çok çeşitli engelleyici faktörlerin olması)sonrasında köy enstitülerinin kapatılması süreci Ülkenin sağ sol çatışmasına sürüklenmesi ,darbeler süreci( avrupaya giden alamancıların etkisi) ile Rant kavramı ile tanışmamız.Şehirde çevirdiğimiz gece kondunun apartmana dönüşmesi .O kadar farklı etkenler varki hepsi birer tez konusu olur.Her bir başlık kendi içinde birbirini besleyen büyüten konular.Kendi uçağını yapan,kendi otomobilini yapan bir kuşaktan herşeyi ithal eden bir topluma sürükleniş.Bir hocamız ilk dinamitin Öğretmenlerin kendi memleketlerine tayin edilmesinin yolunun açılması ile bu döngünün başladığını belirtmişti.Argümanları çok kuvvetliydi.Üniversitede bir hocamız Adalet Bakanının Hakim ve savcıların tayin edilme sürecine dahil edilmesiyle bu sürecin başladığına ilişkin tezide çok kuvvetliydi.Cumhuriyetin 10 yılında 15 milyon olan bir nüfus ve 100 üncü yıla yaklaşık 90 milyon olan bir ülke .Öyle bir ülke ki Kurucusu (Bir gün benim sözlerim ilim ve fen ile çelişirse ilim ve fenni seçiniz diyen bir ATATÜRK ruhu şad olsun keşke bir 10 yıl daha yaşasaydı.)Üniversite diplomasını gösteremeyen bir zat tarafından yönetilir hale gelmiş.Haktır bize .Neresi doğruki Beşiktaşım doğru olsun

    12
    • Ah be canım dostum, canım @dede1903,
      Söylediklerinin tek bir cümlesinde yanlış olmayan hocam..
      Baştan sona katılıyorum elbette sözlerine..

      “10 yıl daha yaşama” meselesine gelirsek eğer,
      Çok değil be hocam, De Gaulle kadar ömrü olsa yeterdi..
      Gerçi, ona bakarsan, yaşadığı kadarı da yetmiş yetmesine de..
      Kadir kıymet bilene..

      Sevgilerimle..

    • 🙂 Cumhuriyet döneminin özellikle ilk çeyreği sıkıntılı geçmiştir…. Sonraki + günümüzdeki bir sürü “İNSANLAR” zaten neredeyse yok olmuş bir Anadolu coğrafyasından bir şeyler üretmeye çabalanırken, o döneme hem “büyük ekonomik buhran”, hem de koca bir 2.Dünya savaşı girdiğini görmezden geliyor…. O dönem çoğunlukla kırsalda yaşayan büyük nüfus bu durumlardan haberdar değildi, sıkıntılı şekilde ekmeğinin derdindeydi ve alınan her önlem ve yapılan her müdahaleyi kendisine eziyet olarak gördü … oysa? farkında olsalar onların çocukları da bugün cumhuriyet düşmanı olarak yetişmemiş olurdu…. zor işler ….

  3. Devir degisti @sverisson cum. Su an koylu milletin efendisi degil bildigin kamburudur. Koylu bir ulusun basina olabilecek en buyuk beladir. Topragi olmayan Hollanda yillik 7 milyar EURO’luk tarim ihracati yapiyor. Hemi de organik. Nasil oluyor lan o? Diye sorarsan robotik tarimla. Sadece arilar ve robotlar calisiyor. Bunun icin ne lazim? Tabii ki teknoliji. Senin teknolijin var mi? Yok? Koyluluk pek cok meslek gibi dunyada tarih kitaplarinda gecen bir meslek. Bizim gibi 3.dunya ulkelerinde bildigin masturbasyon isi. Sacmalik ve ilkellik. Sadece 1 ilde kurulacak tesislerle Tum ulkenin sebze meyve ihtiyacini rahatlikla saglar ve bedava olarak bile verebiliesin su an ki teknolijiyle. Ama sonra senin bir boka yaramaz, cahil, ogrenme dusmani, 600 senedir Anadoluda tas ustune tas koymamis, devlet nerde diye bagiran, kahvede oturup karisini tarlada calistiran milyonlarca koylunun hali ne olur? Anadoluya git hepsi isyan eder koylulerin okul yok diye ama her koyde bir cami vardir. Camiye para bulur ama okula bulamaz bir turlu. O da yetmez bari bir sey yap cevrene. Asla yapmaz. Evinin duvarini bile boyamaz. Kapisinin onunu temizlemez. Bana kimse koylu sevici edebiyati yapmasin. Koyluluk sistemi yok olmadan bir adim ileri gidemeyiz. (Linc olacaktir bu yorumdan dolayi ama direnmeye calisirim:)

    • Yanıtını az önce okudum @deliziya hocam..
      Müsait olduğum vakit, biraz daha etraflıca üç beş kelime ederim..
      Ne var ki, yanıtını tümden karşılıksız bırakmamak için şu kadarını söyleyeyim..
      Sosyo-psikolojik bir tanım olarak, mantalite manasındaki köylülük ruhu veya köylülüğün düşünsel yapısıyla ilgili tespitlerine elbette katılırım..
      Ben, yazımda köylü sözcüğünü kullanırken idari yapılanmada köy olarak tanımlanan yerleşim yerlerinde yaşayan ve tarımla uğraşan işgücünü kastetmiştim..

      Gerisini konuşuruz..
      Linç minç de gelmez be abi..
      Adam gibi oturup konuşmaktan aciz miyiz ki tekme tokat dalalım..

      💖💖💖💖💖💖

  4. Yaklaşık 24 yılımı (üniversite son sınıfa kadar) köyde geçirdim. Tarımsal çöküşün her anına şahit oldum. Daha da kötü olanı soyleyim düzelecek bir durum da yok daha dibini görme olasılığımız yüksek.
    Eğitimdeki atılımlar yaklaşık bir 50 yıl kaybettirecek gibi durmakta ki yapılan araştırmalar avrupada eğitimde dibi gördük.

    Sağlık konusuna kısmen gelecek olursak, bu yıl yurdışına giden meslektaşlarımın haddi hesabı yok. Ben de katılacağım bu kervana maalesef. Ki çoğu bu ülkede belki çok rahat yaşayacak düzeyde. Sorun sistemin ciddi yıpratıcı oluşu ve güvensizlik.

    Teknolojik bir gücümüz yok. Nitelikli teknoloji alt yapı ve üretimimiz olmadi hiç. Bunu hindistan ve Pakistan bile başarabiliyorken…
    Daha karamsar düşünmekteyim. Ülke rayından çıktı. Düzeleceğini biz görür müyüz? Inanın umudum yok.

    Krala çalışan bir sistemde köleler artacaktır.

    Umuyor ve diliyorum ki gelecekte güzel ülkemizi her alanda eğitimli, bilimle yürüyen, vatanseverlerin yönettiği bir güne uyanırız ..

    Silmekten son anda vazgeçtim 🙂

    15
    • Kendi köyünden, kendi kentinden uzaklaşmadan aldığı eğitimin hakkını kendi insanına veren idealist bir doktorun ve tabii ki aslında daha nice idealist meslek erbabının romantik hikayelerinin gelip dayanmış olduğu şu nokta çok üzücü, çok yıpratıcı..
      Hayırlısı olsun..

      😟😟😟😟😟😟😟

  5. yazdıkların kısmen doğru aşırı abartılar var bikere batmış bir ülke göçmen almaz kimse gelmez burada iş var ama sorun türkler ağır ve pis işlerde çalışmayı sevmiyo tercih etmiyo buda özellikle sanayide ciddi eleman açığına neden oluyo türkiyede diğer avrupa ülkelerinde olduğu gibi bu işlerde çalışacak göçmen alıyor ben canlı şahidim benim muhitimde dökümcüler sitesi var çalışanların yüzde doksanı suriyeli pakistanlı ve afrika ülkelerinden işletenlere soruyorum kardeş mecburuz iyiki göçmen var türkler gelmiyo diyolar tarım işinde çok tanıdığım var adam emekli olunca banane ne uğraşıcam diyo yani türkler biraz rahatına düşkün bir toplum inşaat sektörünün çoğuda kürt işçilerden oluşuyo aslında şu anda bütün dünya krizde küresel iklim bozukluğu yangınlar seller bide üstüne corona geldi türkiyede nasibini aldı pembe tablo çimeye çalışmıyorum bunlar gerçekler zaten avrupa amerika bize düşman terörle ve dövzle saldırıyorar direnmek zorundayız Allah vatanımızı devletimizi korusun inşallah biz çok sıkıntılar atlattık bunlarıda zamanla aşıcaz ben inanıyorum

    4
    3
    • @Ümit hocam,
      Yazdıklarıma kısmen katıldığını söylemişsin, teşekkür ederim..
      Ben senin söylediklerinin tamamına katılıyorum..
      Çünkü, belki farklı cümlelerle ama aynı şeyleri söylüyoruz..

      Yazımın ana fikri şuydu:
      Krizdeyiz, dikkatli olun..

      Sonrasında söylediklerim şunlar:

      Kısa bir zaman süresinde gelen göçmen nüfus + ülkenin doğal nüfus artışı sebebiyle oluşan talep fazlası..
      Tarım alanında çalışan kişi sayısının azalması + kuraklık + Pandemi kapanmaları + makinalaşmadaki eksikliğimiz gibi nedenlerle ürün arzında azalma meydana geldi..

      Arz/Talep dengesizliği + tarımsal üretim girdilerindeki dövize bağlı artışlar sebebiyle fiyatlar yükseldi, pahalılık oluştu..

      Sadece tarımda değil, kalan her konuda ürün arzı eksikliğini ithalatla karşılamak zorunda kaldığımızdan döviz ihtiyacımız arttı..

      Devletin, kurumların, kuruluşların, kişilerin, belediyelerin toplam borcu 450 milyar civarında..

      İhracatımız ve Turizm gelirlerimiz bu borcu ödeme konusunda yetersiz..

      Bu yetersizlik + ülke insanının ülke parasına olan güvensizliği sebebiyle dövizi bir yatırım aracı olarak görmesi yani kişilerin döviz talebi + Kısa dönemde ödenmesi gereken toplam döviz cinsinden borç miktarı + ek olarak gelen göçmenlerin ya da geçici işçilerin de döviz talebi gibi nedenlerle döviz fiyatları uçtu..

      (Küçük bir not: Ülkede yasal ya da yasa dışı yollarla bulunan Gürcistan uyruklu ya da Filipinli kadınlar dahi her ay, maaşlarını alır almaz koşup paralarını dövize çeviriyorlar.. Her ne kadar ülkenin devasa döviz borcunun yanında devede kulağı bırakalım, devede pire boyutunda da olsa, döviz talebinin hangi boyutlara kadar uzandığını göstermesi açısından bilelim istedim..)

      Bunlar benim değerlendirmelerim değil..
      Ortada olan tablo bu..

      Avrupa’nın Amerika’nın bizim ayağa kalkmamızı istemediğini söylemişsin,
      Çok doğru, haklısın..
      Şu günkü dünyada kimse kimsenin ayağa kalkmasını istemiyor ki..

      Rusya Çin’i kolluyor,
      Çin, Amerika’yla Rusya’yı..
      Avrupa Birliği İngiltere’yi kolluyor,
      Küba Amerika’yı,
      Amerika Küba’yı..
      Brezilya Arjantin gırtlak gırtlağa..
      vs, vs..

      Buradaki sorun zayıf düşmemek ya da kavgada ayakta kalabilmek..
      Yere düşersen eğer tekmelenirsin, yapacak bir şey yok..

      Dünya krizde demişsin, aynı fikirdeyim, evet, katılıyorum..
      Zaten ben de söyledim, dünya kalktı bir yerlere doğru gidiyor..

      Ayrıştığımız iki nokta var:
      Hatta bunlardan ilkinde de aynı düşüncedeyiz..
      Türkler çalışmayı sevmiyor demişsin, haklısın,

      ama şurasına katılmıyorum:
      Türkler (yani bu ülke insanı) üç otuz paraya çalışmak istemiyor,
      insanca yaşayabilmek için insana yakışır miktarlarda para kazanmak istiyor
      ve insanca çalışma şartları talep ediyor..

      E peki göçmenler çalışıyor ya, dersen yine haklısın, çalışıyorlar,
      çünkü mecburlar,
      çünkü perişanlar..
      Türklerin çalışmaktan kaçındığı işlerde,
      kafasını çevirip bakmayacağı işlerde çalışıyorlar, ama şimdilik..

      Fazla uzak olmayan bir zamanda onların da benzer talepleri olacağını göreceğiz,
      Ve zaten olmalıdır da..

      Çünkü yerli ya da yabancı herkes insanca yaşamayı hak eder Ümit hocam..

      Katılmıyorum dediğin tüm konularda hemfikiriz aslında seninle..
      Tek bir konuda “acaba” dediğimi bilmeni isterim..

      Bu sıkıntıları -senin de dediğin gibi- elbette atlatacağız..
      Lakin kısa bir zamanda (pek) değil galiba..

      Sonuç: Başa dönüyorum..
      Krizdeyiz arkadaşlar.. Dikkatli olun..
      Ümit hocam, sen de dikkatli ol,
      bence..
      💖💖💖💖💖💖

      • Eyvallah kardeşim bir çok konuda hemfikiriz zaten ama bazı farklar var mesela adam 6 bin lira maaş sigorta yemek yol vericem genede türk gelmiyo diyor daha ne vericek biz ağır iş sevmiyoruz gerçek bu göçmenlerin talebi artıcak diyosun hiç bi halt yiyemezler beğenmeyen gider sayıları çok başkaları gelir zaten hepsi gelemiyo ihtiyaca göre alınıyo neyse bunlar ufak tefek tartışmalar normal ama büyük mesele şu sana tam katılıyorum döviz dövize karşı türk parası bu kadar ezilirse istediğimiz seviyeye asla gelemeyiz ama ekonamik açıdan yoksa çok şükür dimdik ayaktayız toprağımızda gözü olanın gözünü oyucak gücümüz var evelallah olmasaydı zaten bu güne kadar 1000 kere bizi parçalamışlardı peki türk lirası nasıl değer kazanıcak üretim demişsin çok doğru ama öyle patatesle buğdayla civatayla felan olmaz devasa üretimler ve yatırımlarla olur mesela araba uçak gemi füze savaş jeti ve buna benzer bi çok şeyleri üretebilmemiz lazım bunlar çok uzun vadeli şeyler zaten hıristiyanlar bizi engellemek için herşeyi yapıyolar oyunu kuralına göre oynamak lazım bazı atılımlarımız var belki biz göremeyiz ama Türkiye bunları başarıcaktır benim inancım var saygılarımla biraz uzattım kusura bakma

  6. ABD de tarımsal arazilerin büyük şirketler tarafından nasıl ele geçirildiğinin incelenmesi lazım… Kaliforniya da özellikle büyük burhan yıllarda olan olaylar…. O tarihten sonra küçük çiftlikler (bizdeki köylülük ve köylü üretimi kavramları) yok oldu… Tarımsal üretim dev, birleşik topraklarda, dev makinalarla dev şirketler tarafından yapılmaya başlandı… Bundan 20 yıl önce Amerikalı bir ketçap firması Türkiye de yatırıma karar verdi. Ama uygun arazi bulamadı. Batı bölgelerinde tüm araziler küçük. Domates üretim maliyetleri yüksekti. Sonunda Koç un da araya girmesi ile TAT ile ortaklık yapılıp, doğu illlerininin birinde birleşik bir arazi (onlarca köyü olan bir ağanın arazisi…) bulundu… Ne garip değil mi? Feodal düzenin temsilcisi olan ağalık düzeni, büyük uluslararası şirketler eliyle günümüzde uygulanıyor. Neyse, bu konuda geyik uzar… Demek istediğim, ABD de nasıl büyük şirketler tarımsal ürünleri çok uygun fiyata üretiyorsa, Türkiye de de bu olacak… Amerikayı yeniden keşfedemeyiz… Ya seve seve ya da (yine… 🙂 ) seve seve bu olacak…

  7. Doğrudur… Yatırımdan kararından önce, bu Amerikan firması ile çalışan Koç yöneticisi ile konuşmuştum… İlk önce, yatırım için ilk Balıkesir civarında bir arazi göstermişler… Adam gülmüş…. Bizim tarım makineleri burada sağa sola dönemez demiş. Domates hasattı için devasa otomatik makinler kullanıyorlarmış… 15-20 yıl önceki teknoloji bu… Bugünlerde kullandıkları makineleri hayal bile edemiyorum..

Bir cevap yazın