içinde

gerçeklik payı: potansiyel değil, sahadaki karşılık önemli

Öncelikle sosyal medya kullanmadığımı belirtmek isterim. Buraya uzunca yazılar yerine evet biraz üslup olarak o dile yakın anlık değerlendirme yapanlardan biriyim. Ali B. kardeşimizin yazısının duygusal tarafını anlamak mümkün ama ortaya konan argümanların tümüne KATILMAK ZOR. Çünkü burada neredeyse tüm sorumluluk taraftara ve kulübe yüklenirken, oyuncuların bireysel kapasitesi, oyun aklı ve gerçek seviyeleri ciddi şekilde geri planda bırakılıyor.

Öncelikle Mustafa Hekimoğlu üzerinden gidelim. Açık konuşmak gerekirse, şu ana kadar gösterdiği performansa bakıldığında “çok büyük potansiyel” ya da “geleceğin yıldızı” diyebileceğimiz net bir tablo yok. Futbolda gelişim sadece şans verilmesiyle açıklanamaz. Belirli bir temel yetenek, oyun aklı ve futbol bilgisi gerekir. Bunlar yeterli seviyede değilse, süre almak tek başına oyuncuyu yukarı taşımaz.

Özel antrenör meselesi de abartıldığı gibi “imkansız” bir durum değil. Avrupa’da bireysel çalışan uzman seviyedeki antrenörler genelde 6–7 bin euro bandında çalışırken, elit düzeyde, üst kulüplerle çalışan isimler 10–15 bin euro civarında ücret alıyor. Yani doğru planlama ve istekle bir oyuncunun kendi gelişimine yatırım yapması mümkün. Bu noktada tüm sorumluluğu kulübe yüklemek gerçekçi değil.

Bir diğer önemli konu yaş meselesi. 19 yaş dışarıdan “çok genç” gibi görünse de, Avrupa futbolunda bu yaş artık oyuncunun kendini göstermesi gereken bir dönem. Bugün birçok üst düzey oyuncu 18–19 yaşlarında takımında fark yaratmaya başlıyor. Dolayısıyla mesele sadece zaman değil; oyuncunun oyun aklı, karar verme kalitesi ve sahaya koyduğu karakter.

Demir Ege örneği de fazlasıyla romantize ediliyor. Teknik kapasitesi olabilir ancak oyun temposu ciddi şekilde düşük. “Super slow motion” diye tabir edilebilecek bir oyun tarzı, büyük takım seviyesinde karşılık bulmaz. Büyük kulüplerde oyun hızı, tempo ve karar verme süresi çok daha yüksektir. Bu yüzden anlatıldığı kadar eksiksiz bir profil çizdiğini söylemek zor.

Burada teknik ekip eleştirilerine de bir sınır koymak gerekiyor. Evet, teknik kadro oyuncu gelişiminde etkilidir ama bu etki sınırsız değildir. Bir oyuncu belli bir seviyeye kadar sistemle gelişir; sonrasını belirleyen şey kendi disiplini, ekstra çalışması ve profesyonelliğidir. Dünya futbolunda zirveye çıkan oyuncuların ortak noktası, kulüp antrenmanları dışında yaptıkları bireysel çalışmalar ve kendilerine yaptıkları yatırımlardır. Bu eksikse, tüm faturayı teknik ekibe kesmek doğru değil.

Bu noktada Kartal Kayra iyi bir karşı örnek sunuyor. Belki fiziksel olarak ya da “yetenek” anlamında çok üst düzey bir profil çizmiyor ama oyunu çok daha akıllı oynuyor. Sahada neyi ne zaman yapacağını biliyor, basit ve doğru oynuyor, pozisyon bilgisi yüksek. Takımı aksatmayan, sistemi işleten ve gerektiği yerde küçük ama kritik katkılar veren bir oyuncu profili ortaya koyuyor.

Mustafa ve Demir Ege ile fark da burada netleşiyor. Kartal Kayra sahip olduğu kapasiteyi maksimum verimle kullanırken, diğer isimler aynı verimliliği sahaya yansıtamıyor. Oyunu hızlandırması gereken yerde hızlandırıyor, risk almaması gereken yerde basit oynuyor ve takımın ritmini bozacak hatalara daha az giriyor. Yani sahaya “akıl” koyuyor.

Sonuç olarak, her genç oyuncuyu otomatik olarak değerli kabul edip eleştiriden muaf tutmak da, her başarısızlığı dış faktörlere bağlamak da sağlıklı değil. Futbol son derece rekabetçi bir alan. Bu seviyede kalıcı olmak için sadece “bizden biri olmak” yetmez; yetenek, tempo, oyun aklı, doğru karar verme ve sürekli gelişim şarttır. Bu unsurlar yoksa, ne süre ne de sistem tek başına yeterli olur.

Bir yanıt yazın

GIPHY Uygulama Anahtarı Ayarlanmadı. Lütfen Kontrol Edin

Bir yorum