Gece vakti gözlerinizi daha iyi yormayan karanlık moda geçin.

Gündüz gözleriniz için daha nazik olan ışık moduna geçin.

Gece vakti gözlerinizi daha iyi yormayan karanlık moda geçin.

Gündüz gözleriniz için daha nazik olan ışık moduna geçin.

Profil fotoğrafı

SverissonOffline

0 out of 5
0 Ratings
Viewing 10 comments - 371 through 380 (of 3,599 total)
  • 70’li yıllara;
    bütün karşılaşmaların aynı saatte oynandığı,
    radyoda 10’ar dakikalık aralarla tamamının naklen yayınlandığı,
    maçların, evdekileri rahatsız etmemek için sesi alabildiğine kısılmış radoya kulak dayayarak dinlendiği
    gol haberi geldiğinde yayının kesilip, skor haberi gelen kente bağlandığı,
    spikerin heyecanla aktardığı cümlelerle atılan yahut yenilen gollerin kafalarda canlandırıldığı zamanlar.

    Tv henüz yok,
    Radyo, artık ne kadar yeterse..

    Geriye kalan, gazetelerin spor sayfaları, tek çare..

    Amk’lar, fanatik’ler, foto bilmemkim’ler henüz yok.
    Memlekete ciddiyet hakim.

    Hürriyet’te, daha büyük fotoğraflar ağırlıktadır. Hürriyet’e kıyasla çok daha ciddi, ağırbaşlı olan Milliyet’te yazı/fotoğraf dengesi daha sağlamdır.

    En son iki, bazen üç sayfa spora ayrılmıştır.
    Önce manşet atılır,
    Altında maçın yıldız tablosu.
    Sonra dakika dakika maçın anlatımı.

    Haberin hemen kenarında spor servisinin ağır toplarının ciddi manada yazarlık eseri olan maç yorumları.

    İslam Çupi bu yazarlar arasında gerçekten -ve hakkıyla- öne çıkmış bir fenomendi.
    Aslında fenerliydi.
    Ve büyük çoğunlukla fener’in maçlarını yorumlardı.

    Ama arada Beşiktaş’ın maçlarını yazdığı da olurdu.
    Ve işte o zaman daha büyük bir keyifle okurdum İslam Çupi’yi.

    Lakin, yorum derken, dikkat isterim, o zamanların dehşetli gazetecilerinden Halit Çapın, yahut çok sonraki yıllarda temayüz edecek ve henüz Gücün Karanlık Yanı’na kaymamış Anakin Skywalker gibi dehşetli bir yazar olan Ardıç Kuşu tarzında, oturup ciddi ciddi keyifle okunacak yazılardan söz ediyoruz burada.
    Dalga geçmeyelim,
    Boru değil.

    İşte ben de, aradan geçmiş olan onlarca yılın ardından, beyaz sakallı, kırmızı külahlı, her nedense mavi vücutlu -ismi lazım olmayan- bir arkadaşın yazılarını gördüğümde geçmiş yıllara gitmiş, sıcacık bir çay eşliğinde henüz tellendirilmiş bir Maltepe’nin keyfiyle. fırından yeni çıkmış bir İslam Çupi yorumu okur gibi buluyorum kendimi.
    👍👏🙂🤍

    9
  • Andrew Simes tweet atmış X’te, yoldaş:

    “Kalecisiz yendik.
    Stadsız yendik,
    Seyircisiz yendik,
    Bu kez, başkansız yenmeyi deneyeceğiz..”
    🙂👍😏😎

    (kulağa çok hoş geliyor ama, olur mu bilmem..)
    😶😐😕🤐

    2
  • (e, sen de bi’ dur, bi’ yavaşla be’abi..
    bak yukarıda, Fırat kardeşimin yazısının altında yazdık işte manas destanı gibi, senin hakkını teslim amacıyla..
    az bi’ dur sen de.
    ölü taklidi yap, bence..)
    🥴😏😎🤍

    (kırılmakta haklısın hocam. olur bunlar, hep oluyor. yanındayız, üzülme..👍🙂😕🤍)

    1
  • Türkiye’de de olsaydı İbrahim Tatlıses’in bile girip okuyacağı(neden olmasın ki?) Oxford’un sözlüğünde şöyle tanımlanıyor Forum sözcüğü.

    1. Tarih terimi
    Eski Romalılar çağında, Roma’da ve öteki kentlerde, yurttaşların, kamu işlerini konuşmak için toplandıkları alan.
    2.
    Bir konuda düzenlenmiş olan, konuşmacıların yanı sıra dinleyici durumundaki kimselerin de söz alabildiği toplantı.
    3.
    İlgili çok kişinin katıldığı ve kimi sorunların görüşülüp tartışılarak karara bağlandığı toplantı.

    Görüldüğü gibi Forumun anlamı karşılıklı konuşmak demektir. Başka bir şey değil.

    @fehmi Bey kimdir bilmem, tanımam.
    Denk geldiğimde yazılarını okurum.
    ..ve sonra, beğendim/beğenmedim meselesinden bağımsız olarak, yazısını okuduğum üyelerin %99’una yaptığım gibi 👍 tuşuna basar, yürür giderim.

    Neden 👍 peki, diye soran olursa söyleyeyim: İstisnasız herkes fikrini dile getirme hakkına sahiptir.

    Kim olursa olsun, aynı forumu paylaştığımız bir kardeşimiz fikrini dile getirmiştir.
    Düşünceyi dile getirmek, takdir edilmesi gereken bir eylemdir.
    Bu eylemi yapan kişiden bir 👍 esirgenmemelidir.

    İyi ama, düşünceyi dile getirmek hakkının yanında(veya karşısında) bizim bunu kabul etmeme hakkımız yok mu?
    Elbette var.
    Ama bizim sahip olduğumuz bu hakkın da karşısında, fikrini dile getirmiş olan kardeşimizin, kabul görmeme nedenlerini bilme “hakkı” var.

    “Evet, görüyorum, beğenilmemiş sözlerim, beğenmeyenler var. Ama neden?
    Ne oldu?
    Ne dedim?
    Neydi yanlış olan?

    Fikrim mi? İfade biçimim mi? Kullandığım sözcükler mi?

    Yer’de mi hata yaptım,
    Kişi’de mi,
    Zaman’da mı?

    Beğenmediğinizi görüyorum. Anladım. Ama bir zahmet bana nedenini de söylerseniz, eksiğimi görme şansı vermiş olursunuz.

    Eksiğimi gördüğümde de bana, kendimi sorgulama imkanı verirsiniz.

    O vakit ben, ya fikrimde ısrar eder ve fakat bu kez daha düzgün bir şekilde ifade ederim, kendimi,
    Ya da hatamı görür, fark eder, doğruya dönerim yüzümü.
    Böyle olduğunda bir şeyler öğretmiş olursunuz bana.
    Geliştirmiş olursunuz.
    Aramızda sevgiye/saygıya dayalı bir bağ kurulmuş olur..”
    ..der, fikri kabul görmemiş ve fakat reddediliş nedenleri kendine söylenmiş kişi.

    İfade ettiği fikri beğenilmeyen. Amansızca eksilere maruz kalan, ama bu eksilerin yanında kabul edilmeme, karşı çıkma, şiddetle itiraz etme nedenlerini açık açık görüp okumayan fikir sahibi elbette üzülebilir.
    Ama bu itirazları okuduğunda, sessiz eksiler, suskun redler karşısında olduğu ölçüde çaresiz ve hatta terk edilmiş hissetmez kendini.

    Daha da ilginci, varmış olduğum şu yaşta(32) onlarca, yüzlerce kez şahit olduğum gibi sevgi temelli bir bağ kurulur, en kavgalı olacağı kişiler arasında.

    Bütün bu çerçevede, yürekten inanarak söylüyorum, yukarıda yazmış olduklarınızı kabul etsin/etmesin @fehmi kardeşim minnettardır size hocam.
    Hatta, inanmanın da ötesinde, biliyorum bunu.

    Öte yandan,
    Fehmi kardeşimin tavrından bağımsız olarak ben de minnettarım size Fırat Bey.
    ..ve bu yazınızı fırsat bilerek Forumumuza seslenmek isterim:
    Fikirler çarpışmayacaksa, hırgür çıkmayacak, alt alta üst üste kavga edilmeyecekse ne işimiz var kardeşim, bizim burada?
    Soğuk İngiliz aristoktatları mıyız olm biz?
    Beğenmedin miydi “oh, noo!..” de,
    elinin tersiyle havayı tokatla,
    burnunu havaya dik,
    dön sırtını yürü git..
    Yok yaa!..

    Bilmemkaç bin yıl önce yürüye yürüye yol alıp, karlı dağları, kıraç toprakları, engin çölleri, kıyıcı-acımasız uğruları aşıp bu topraklara ulaşmış adamlardan olma, o adamlardan dahi yiğit kadınlardan doğma delikanlılarız bir arkadaş.
    Kavgayı severiz.

    Küçük çocukları acımasız olduklarından değil, gelişsinler diye güreştiren dedelerin torunlarıyız biz kardeşim.

    Dövüşün ulan..

    Yüzlerce fikir çarpışmazsa binlerce çiçek açabilir mi?
    🙂👍🤍🌄

    Sevgilerimle,
    Saygılarımla..

    9
  • Soru doğru. Ama eksik.
    Buna benzer onlarca, yüzlerce soru sorulmalı.
    Artı, bu sorular yönetimde olan olmayan bütün kişilere, kulübün bütün organlarına yöneltilmeli.

    Örneğin Hukuk Kuruluna:
    Oyuncularla ve hocalarla, bütün bu ağır sözleşmeler yapılır, ölüm maddeleri konulurken sizler nerelerdeydiniz?
    Kulüp bir aldanır, iki aldanır.
    Aynı Kulüp, aynı konuda hep aldanıyorsa ortada bir aldanma değil, en hafif deyimle yeteneksizlik, beceriksizlik, iş bilmezlik vardır.
    Bunlar yoksa, bir tür ortaklık?..

    Kulüp C-EFGH-O’suna:
    Her ay kulübün etini çiğnemeyi, iliğini kemiğini sömürmeyi biliyorsun. Bu garip memleketin, ah pardon Kulübün parasının / varlığının / geleceğinin kimlere (ve ne ölçüde) peşkeş çekildiğini göremeyecek kadar kör müsün? Yoksa sen de aynı şebekenin elemanı mısın?

    Divan Kuruluna:
    Periyodik aralıklarla, cicişko giysiler giyerek, etrafınızda güzel kızlar dönüp durur, en nefis ikramlar sunulurken en güzel mekanlarda toplanmayı biliyorsunuz.
    Hepiniz en üst düzeyde eğitimli, bilgili, donanımlı, tecrübeli, kül yutmaz adamlarsınız.
    Bu memleket, ah yine pardon Kulüp, umudunu sizlerin dirayetine bağlamış.
    Sizler ki, önünüze gelen belgeyi daha incelemeden, şöyle bir baktığınızda kulübü ihya mı eder, idam mı, bilirsiniz.
    Bildiğiniz, gördüğünüz, anladığınız halde neden sesinizi çıkartmazsınız.

    O anki duruma göre Kurul ya da Kongre başkanları:
    Bütün yapabildiğiniz memleketin, ah yine pardon Kulübün, en yaşamsal sorunlarıyla ilgili derli toplu, eli yüzü düzgün konuşmalar yapan konuşmacıların sözünü kesip “Sayın hatip sözlerinizi tamamlayın lütfen..” demekten ibaret midir?
    Memle.. Bak yine, binlerce özür.. Kulübün bekasıyla ilgili, 10 dk değil 2 saat konuşsa dinlenmesi farz olan konuşmacılara denk geldiğinizde ifadeye izin vermeniz, dahası gerekli yerlerde küçük müdahalelerle hatibe yol gösterme dışında “mikrofonu kestim/kesiyorum” gibi aymazlıklara girmemeniz, Yeri geldiğinde başkana/yönetime dönüp “Hayır, bunu yapamazsınız.. En azından benim başkanlığımda yapamazsınız.. Böylesi aymazlıklara izin veremem. İstifa da etmem. Kendinizi toparlayın, ya da gidin..” diye parçalamaz mısınız kendinizi?

    Bu ve benzeri konularda dürüst ve dirayetli bir birey olarak gerekeni/üstünüze düşeni yapmazsanız, yapmadıysanız, adam mısınız siz?

    Borç olmuş 13.000.000.000.
    13 milyar borç..
    Ve durmuyor.
    Hala yükseliyor..
    Kulüp batıyor,
    Rakipler almış başını başka bir seviyeye doğru gidiyor.
    Biz hala..

    Ulan, hepiniz oradaydınız be,
    Hepiniz oradaydınız.

    Annunaki

Viewing 10 comments - 371 through 380 (of 3,599 total)

Media

Başa dönüş

Koleksiyona ekle

Koleksiyon Yok

Burada daha önce oluşturduğunuz tüm koleksiyonları bulacaksınız.