Sverisson yeni bir mesaj yazdı
Vay arkadaş!…
Okuduktan sonra bir süre gözlerim tavanda takılı kaldı; aldı götürdü beni bu hikaye… Ne yaptın be Bodo! Aha bak annem sesleniyor içeriden, üstünde Tarzan resmi olan mavi beslenme çantamı hazırlamış, ekmeği sıkıştırarak kapatmaya çalışıyor. Yarım ekmekten az fazla; iki de lop haşlanmış yumurta. Evet evet! İki yumurta, bir ekmeğe yakın ekmek! Nasıl bir ayıysam artık! Doymuyordum; ne yapayım? Hey Allahım, kokusu burnuma geliyor yahu; sınıfı nasıl da sarardı buram buram. Kızların tiksinerek baktığını; yumurta getirenlerden süratle uzaklaştığını söylememe gerek yok sanıyorum. Kimin umurundaki o zaman! Eskimekten saçma bir yeşile dönüşmüş ”siyah” önlüğü, etli boynumu sıkan sararmış ”beyaz” yakayı… Nasıl da unutmuştuk be Bodo! Niye yaptın ki böyle bir şeyi? Niye hatırlattın yani? Hayır, hatırlattın ne oldu? Alacağın olsun emi, aşk olsun! Biz hep kalabalık bir aileydik Bodo; al bak dedem mahçup mahçup gülüyor salonun orta yerinde, babaannem söylenmeye başlamış bile. Dört çocuk, sıra sıra; en küçüğü ben. Soba tütmüş, azıcık da is kokusu var. Umut dolu bakışlarıyla babam jilet gibi giyinmiş; koşuşturmaya hazır… Annem sabahtan başlamış akşam yemeği telaşına… Off! …
Yok yok! Böyle olmayacak, kalkıp şu duyguları bana yaşatan herife bir selam çakmazsam olmaz… @sverisson yoldaş yapardı eskiden(!) böyle şeyler; durup dururken ruhumuzu titretecek bir şeyler yazar-paylaşır kenara çekilirdi. Sıra sende demek ki Bodo. Tek bir şartla ama… Değil sol başparmağınla, burnunla bile yazacaksan yazacaksın Bodo; ben anlamam:)
Kenara çekilmek yok!
Eline, emeğine, ruhuna-yüreğine sağlık güzel dostum…
Tek kelimeyle:
Bayıldım… 👍👍
💖💖💖💖💖💖
Kıskandım tabii:)) 😋… (yalan!) … Bodo hep böyle yazsın, ben kıskanmaya(!) razıyım yoldaş… Çatlatsın beni:)))
Şaka değil, gerçekten çok çok iyi…Paylaştığın hikayeyi Twitter de görmüş fakat okuyamamıştım, bunun için teşekkür ediyorum. Üstüne Erol abinin yazdıklarıyla sabah sabah daldım gittim; eksik olmayın…
Bu arada benim için söz ettiğin ”sağlam yazar” ifadesi için de çok teşekkür ediyorum; keşke ben de inanabilsem bu kadar kendime…🙄
Cansın… Cansınız…
Sevgilerimle…
💖💖💖💖💖“Sağlam Yazar’la ilgili..”
Yılmaz Özdil çalıştığı gazeteden bir diğerine (şimdi yalan olmasın, galiba Hürriyet’e) transfer olacaktı..
Gazete günler, haftalar boyu yeri göğü inletti, Büyük Yazar, Büyük Yazar diye..Sonra Yılmaz geldi,
İlk yazısını, baştan sona kadar BÜYÜK HARFLERLE YAZDI..Senin için de Sağlam Yazar derken abartmış olduğumu hiç sanmıyorum yoldaş..
Sağlam yazarsın sen de canım, ciddiyim..
O kadar da küçük görme kendini..Al mesela, Se-a-yumuşak g-le-a ve me,
Bu kadar basit..
Yazamaz mısın yani?..
Yazarsın bence..
😏😏😏😏😏(Seni çok sevdiğimi sakın unutma, sakın.. )
💖💖💖💖💖
@ferme
Sverisson yeni bir mesaj yazdı
Erotik bir yazi ile baslayip, politik (bana pek komik gelmedi) bir hikayeye uzanip somra er gazinosu tadinda bitirmissin. 👋👋👋👋
Aman be @deliziya…
Bunu da bir doğum günü hediyesi olarak kabul etsen n’oolur yani?
Ölür müsün?..
Anadolu’da,
“An beni bir kozla(cevix)
O da çürük çıksın..” derler..
Bunu da o misal say yani, n’oolmuş?…
Cık, cık, cık, cık..
🤍🤍🤍🤍🤍
Kimsenin günahını alma @dr-can hocam..
Cevapla’ya basacakken ben bastım eksiye, yanlışlıkla..
Özür kere, özür kere, özür
😔😔😔😔😔
😏😏😏😏😏Bildiğim bir eksici var 😎😊 Aşk olsun üstat eksiye bassan döner kendime bakarım, eksilmem artarım sayende 🙂
İşin beter yanı, sevgili doktorum,
Öyle melanet bir şey ki bu “eksi butonu”..
“Ulen tüh!.. N’eettim ben?.. Dur bari, geriye alayım!..” diye yanılıp, bir kez daha bastığında,
Bir eksi daha atıyor, mel’un şey..Tööbe töbee..
Cık, Cık, Cık, Cık..
🤨🤨🤨🤨🤨
😂😂😂😂😂
Hatırlanmak ne güzel be sevgili @sverisson kardeşim.teşekkürler.. bugün telefonum çaldı arayayan Mehmetcandı. konuştuk sağlığım hakkında bilgi verdim. ona da söyledim bu şampiyonluğu görmeden ölmek yok. tabi takdir Rabbimin.
Yalnız aramızda kalsın arada bana mesajını gönderiyor. doktorlarım hayretler içinde nasıl yaşadığıma. dedim ya Türkiyenin en büyük pandemi hastanesinde en çok yoğun bakım odası olan hastanesinden boş oda yok deyip beni sıradan bir hastanenin yoğun bakımına göndermek istediler.kabul etmedim.ölümümden kimse mesul değildir belgesi imzaladım.öleceksem burada öleyim dedim.
Bunu hastanedeki benimle mesul profosör duyuyor. tüm geçmiş raporlarımı tedavi uygulamalarımı kan tahlillerim inceleniyor..kısa sürede nasıl tedavi uygulayalım aşamasında koç üniversitesinin profosörüne, yetmiyor, acıbadem üniversitesi profosörüne danışıyorlar.
Bu insanlar hiç bir ücret almadan benim raporlarımı incelemek için zaman harcıyor ve bir tedavi yöntemi belirliyorlar. ve bu tedavinin başladığı gün ben ve eşimin covid hem de delta varyantı olduğumuz öğreniliyor. e artık burdan dönmez bu diye vazgeçecekken Beşiktaş aklıma geliyor. hani şampiyonluk görmeden ölmeyecektik.
o gece çok dua ettim. ertesi gün gelen doktora ben savaşacağım yardımcı olun dedim. o bana inandı benimle ilgili ne kadar doktor varsa consultasyon açtı. dahiliyecisi en iyi enfeksiyon doktoru kardiyologlar ve aklına kim gelirse geldi. onları bana gönderen neydi…bence belki benim için görebileceğim hayatımdaki son şampiyonluğu görmemi isteyen Rabbim.
Sergen hocaya söyleyin rahat olsun dualarım onunla.
Gelelim Deli mi Ziya ya….
Doğum günü olduğunu öğrendim. mesaj yazmam lazım.. yüzünü görmediğim sesini duymadığım kişiliğini karakterini burada yaptığı yorumlarla aklımda canlandırdığım yorum arkadaşım. unutmadığım zor günümde sizlerde yardımcı olurken taa amerikadan nasıl yardım yaparım diye kılı kırk yaran merhamet duygusu olan.. içinden mehmetcan a forma hediye etmek istemesi. mehmetcan kardeşimin bana moral olsun diye bana hediye etmesine müsade etmesi…
Ee başa dönelim. iç dünyanda böylesine profil oluşturmuş birine hitap edeceksin.. İşte o an deli sıfatını konduramadım ona.. ordaki ”mi” işte bunu hem bana hem okuyana sorgulatmak. ben sorguladım cevabını buldum.. çevresindeki insanlara, bir karükatür karakterinin kattığı neşeyi kendi üslubuyla verebilmek.
yahu bu hasta halimle sol elin işaret parmağıyla tam bir buçuk saattir bana bu yazıyı yazdırdın yaaa.
şimdi anladım neden sık iletişim kurmadığını..her iletişim beni bir buçuk saat yazı yazmaya tırmalattır.
sana feda olsun üstat…Ben diyecek kelime bulamadim @bodo ❤️❤️❤️❤️❤️
Şems-i Tebrizi… Mevlana… buna doğru gidiyoruz seninle…kim hangisi farketmez… ortaya çıkan sevgi saygı dostluğa bakmak lazım. üstat iyi ki varsın. hep varol.
Siz nasıl insanlarsınız… hergün sıkılmadan, üşenmeden tek solukta tüm yorumlarınızı okuyan ben, bu yazı ve yorum dizisini ağlatarak okuttunuz ya bana Allah yüreğinize hiçbir vakit keder koymasın koca yürekli adamlar.
BODO abi dualarım, dualarımız hep seninle, sverisson’un da dediği gibi daha nice şampiyonluklar yaşatacak Rabbim sana
Ve geçte olsa senin hitabınla sesleneyim, Deli mi Ziya’m nice mutlu ve uzun senelerin olsun,herşey gönlünce olsun.
Sverisson yeni bir mesaj yazdı
Sverisson yeni bir mesaj yazdı
Sverisson yeni bir mesaj yazdı
- Daha fazla gönderi yükle


iyi geceler Üstat… benzer ama benim başımdan geçmiş gerçek hikaye.uzun uzun yaz dedin her gün. yazacak konu bulamıyordum sen verdin.
Benim annem doğulu.Rahmetli babam askerliğini doğuda yaparken tamda askerliği bitmek üzereyken kaçırmış annemi. hem askerliğini yakmış hem annemi. annem 15 inde bir kız. kadnlık yapabilir mi evciik oynamışlar.
babam hapse girmesin diye olmayan nüfus kağıdı büyütülerek çıkarılmış.yanan askerlik bir daha yapılmış.
Sonra memlekete dönülmüş…babamın ailesinden kimse kabul etmemiş annemi. götür bu kara kuru kızı sana köyün en güzelini alalım demişler. babam anneme bakmış, başı önde iki eli önde sağ el sol elin üstünde kocasının vereceği kararı saygıyla bekleyen bir masum melek. babam kendine yakışanı yapmış bırakmış sevdiği için bolluk bereketi. karabükten atlamışlar trene doğruca filyosa. kalacak yer yok. bulmuş terkedilmiş bir bina ben annemin kucağında 2 yaşında bir bebek.babamın sırtından çıkardığı deri cekete üçümüzde sığmışız.
Ertesi gün filyosta tuğla fabrikası var orada taşeronun birinden iş buluyor ve yeni hayatımıza merhaba diyoruz.
Annem okuma yazma bilmez. halen bilmez.o zaman yemek yapmayıda bilmezdi.zamanla babamdan öğrendi.
İşte senin yazındaki hikaye kahramanının başından geçenin beneki yaşanmışlığı.
Ben ilkokul 1 ve ikiyi Konya / Beyşehirde okudum. ikinci ders beslenme saatiydi.her öğrenciye okul çeyrek ekmek haşlanmış yumurta işte ekmek arasına ne konursa veriyordu.
üçüncü sınıfa geçince iskenderuna taşındık.ordaki kural herkes ne yemek isterse annesi yapıp beslenme çantasına koyacak. tabi ben kendim koyuyordum. okula giderken köşedeki bakkala uğrar çeyrek ekmek reçel ufaccık bir peynir.
Geldik dördüncü sınıfa..biz Gemliğe taşındık iskenderundaki iş bitince. burda ki beslenme sistemi çok farklı.aynı hikayedeki gibi sırayla bir anne tüm sınıfa bir şeyler yapıyor. yapıyor az sanatını konuşturuyor. diğer annelerin hepsi gemlikli.. bir benim annem bir de öğretmenimizin oğluda ilkokulu annesinin öğretmenliğde okuyor.
Şimdi ben her annenin sırayla besleyeceğini duydum ya. sıra öğretmenin masasının önündeki sıradan başlatıldı.ben bunu görünce çok severek oturduğum ortadaki sıranın ortasından yemek sırası en son gelecek sıradaki çocuğun dibinde buldum. yer değişelimmi dedim. ben mi derken benim yerime geçmişti.
Geçtimde ne odu otuz gün sonra sıra eninde sonunda bize gelecek.ben cesaret edip anneme son güne kadar söylemedim. iskenderundan alıştı ya o yine öyle sanıyor.
tüm cesaretimi topladım anne bu okulda anneler sırayla tüm sınıfı doyuruyor. önce anlamadı sadece ” neden ” dedi. ben başkasının çocuğunu neden doyurayım. anne onlar beni bir aydır doyuruyor dedim. ikimizde ne yapacağımızı bilemedik.babama danıştık. üzüldüğüz bumu attı elini pantolonun cebine çıkardı bi yüzlük git bi pastaneye al bir şeyler doyur çocukları.
Ertesi gün bende büyük heyecan. beslenme saati. annem kucağında tahta bir sandık girdi sınıfa. öğretmene selamını verdi bizim çocuk geç söyledi bu seferlik böyle olsun. öğretmen tamam dedi.sandığı açtı içi full un kurabiyesi.kristal kesim. öğretmen iki öğrenci seçti dağıtın hepsini arkadaşlarınıza..dağıttılar. problem kişi başına haddinden fazla düşmesi…hepimiz tıka basa yedik,artanı cebimize koyduk öbür teneffüste yedik.
Nemi oldu? Ertesi gün sınıfta Müzeyyen öğretmenimle oğlu tanju vardı. öğretmenimiz oğluna kendi yaptığı tostu vermiş. tabi müdür gelmiş sınıfa mesul olan anne yarın tiiz odama. annem gitmiş sadece ağlamış.ben istermiyim böyle olsun. Müzeyyen hocam acımış anneme.ertesi gün bana annenide alıp hafta sonu bize misafirliğe gelin dedi. anneme söyledim gittik. ben tanjuyla oyun oynarken Müzeyyen öğretmenim anneme bir sonraki sırasında yapacağı basit hamur işlerini öğretiyordu. biz o sınıf bitene kadar her hafta sonu ya bizim evde yada onlardaydık.orta dereceyle geçtiğim ilk üç sınıftan sonra tanjunun bana verdiği ders çalışma eğitimiyle hep teşekkür takdirle geçtim.
Ertesi yıl serhat şehri edirneye taşındık.orda ister ye ister yeme modu vardı anneme sıkıntı olmadı.
hayatın insana ne getireceği belli olmuyor. annem o un kurabiyesini almasa biz ishal olmasak..annem Müzeyyen öğretmenin, ben tanjunun hayatımıza yön veren dokunuşu alamayacaktık.
bir buçuk saati yine kitledin bana.iyide oldu bee.kafam dağıldı sağol varol.