Dadaizm’in günümüz, ülkemiz ve forumumuzdaki gerçek ve tek temsilcisi: Ziya bey… ?????
?????
Grande’siz cuma, Aussie’siz pazar olmaz yoldaş…
?????
Duvarları geçtim… Yollara, yerlere yaz üst katlara, çatılara çıkıp okuyalım be kardeşlik… Sensiz hep bir kişi eksiktik… Geldin…
?????
Eyvallah yoldaş…Ne zaman istersen…. Adresi biliyorsun nasıl olsa… Orijinal gidişe göre 2. bölümü çok beğenmiş, hayran kalmıştım… Bunca işin gücün arasında fırsat bulup birkaç bölüm daha yazabildiysen helal olsun; yazamadıysan da canın sağ olsun derim… Ancak, ne olursa olsun pek ara verme…. Ne yap yap, sakın ola bırakma yazmayı… Harika gidiyorsun çünkü, harika…. ?????….. ?????….. ?????…..
Küçücük, lokma kadar odaya henüz kişiliği oturmamış, eften püften, eğreti bir karanlık hakimdi… Nereden geldiği bilinmeyen, varlığı yokluğu belirsiz bir ışık yankılanıyordu Necla ablanın alabildiğine görmüş geçirmiş ve fakat bir o kadar gencecik kalmış olan dipdiri teninde, vücudunda… Dışarıda kopan kıyametin, teneke çatıyı deliler gibi döven yağmurun, uzaklarda bir yerlerde gümbürdeyen bulutların, kudurmuş gibi yeryüzüne çullanan göklerin kulakları sağır eden gürültüsü dışında tek bir ses yoktu odada… Bu sessizlikte tek duyduğum, yerinden çıktı çıkacak bir tempoda çarpan yüreğimin boynumda, şakaklarımda ve kasıklarımda büyüyen, taşan gümlemesiydi… Alnında, elmacık kemiklerinin çıkıntısında ve burnunun üzerinde parıldayan o belli belirsiz ışık Necla ablanın geniş göğsünde biraz soluklandıktan sonra dipdiri göğüslerini etrafı saran karanlıktan ayırıyordu… Sol memesinin yarısı loş ışığın altında parıldıyordu… Meme ucu küçücük ama bir tomurcuk kadar diri ve kabarıktı… Diğer memesi karanlığa karışmıştı, belirsizdi… Sadece yuvarlacık hatları -görülmekten öte- hissediliyordu… Yok denecek kadar az olan ışık sol göğsünün meme ucunun tam yarısının üzerinden yol almaktaydı… Gecenin sonunu sabaha bağlayan ufuktaki o ipincecik çizgi gibi Necla ablanın karnından göbeğindeki çukura iniyor, oradan kurtulur kurtulmaz bu kez kasıklarının kuytuluğunda gözden yitip gidiyor, kayboluyordu… Yakınlarda bir yerde çakan bir şimşek, sadece bir an, kısacık bir an -biraz daha- aydınlattı odayı… Yüreğim şakaklarımda atıyor, kulaklarım ve yüzüm alev alev yanıyordu…
Bana kalırsa, o kadar da emin olma dostum… ,?????
Yetişin ihvanlaaar… Yanıp bitip mahvolmadıysak da olmamıza mek parmak kalmıştır ve belki o kademe dahi çoktaan geçilmiş, gerilerde kalmış, o fırsat elimizden uçmuuş gitmiştir… Vah bize, vahlar bize… Hayıf bize, yazık bize… Bu MuratHoca namıyla maruf zat, ayan beyan belli oldu ki, bizi çook ama çok uğraştıracak… Hepimiz bir araya gelip toplansak, bırakın kafa kafaya vermeyi, vücut vücuda verip, kefere lisanındaki tabirle Voltran’ı vücuda getirsek dahi başa çıkma ihtimalimiz bulunmamaktadır…. Ne yapacüük?… (hazır kendisi dava edin beni demiş iken kadıya mı gitsek acep?… gerçi gitsek ne diyecüüz?… hem sonra, demedi demeyin, allem eder kullem eder kadıyı da kavrar, eline geçirir buuu… çok fena buuu… n’apsaz acep, düşünün… ) ?????….. ?????
İstemiyor olabilir miyiz?… Büyük bir merakla, hevesle, istekle… ????? ?????
Yoldaş, kusura bakma, mecburen beğendim, beğenmek zorunda kaldım… Bu Deli tepeme çıkar ve dahi eminim, çıkacaktır…. Ufak yollu bir satış durumu olduysa o sebeple olmuştur… Özür….?????
Viewing 10 comments - 3,541 through 3,550 (of 3,599 total)
Dadaizm’in günümüz, ülkemiz ve forumumuzdaki gerçek ve tek temsilcisi: Ziya bey…
?????
?????
Grande’siz cuma,
Aussie’siz pazar olmaz yoldaş…
?????
Duvarları geçtim…
Yollara, yerlere yaz
üst katlara, çatılara çıkıp okuyalım be kardeşlik…
Sensiz hep bir kişi eksiktik…
Geldin…
?????
Eyvallah yoldaş…Ne zaman istersen…. Adresi biliyorsun nasıl olsa…
Orijinal gidişe göre 2. bölümü çok beğenmiş, hayran kalmıştım…
Bunca işin gücün arasında fırsat bulup birkaç bölüm daha yazabildiysen helal olsun; yazamadıysan da canın sağ olsun derim…
Ancak, ne olursa olsun pek ara verme….
Ne yap yap, sakın ola bırakma yazmayı…
Harika gidiyorsun çünkü, harika….
?????…..
?????…..
?????…..
Küçücük, lokma kadar odaya henüz kişiliği oturmamış, eften püften, eğreti bir karanlık hakimdi…
Nereden geldiği bilinmeyen, varlığı yokluğu belirsiz bir ışık yankılanıyordu Necla ablanın alabildiğine görmüş geçirmiş ve fakat bir o kadar gencecik kalmış olan dipdiri teninde, vücudunda…
Dışarıda kopan kıyametin, teneke çatıyı deliler gibi döven yağmurun, uzaklarda bir yerlerde gümbürdeyen bulutların, kudurmuş gibi yeryüzüne çullanan göklerin kulakları sağır eden gürültüsü dışında tek bir ses yoktu odada…
Bu sessizlikte tek duyduğum, yerinden çıktı çıkacak bir tempoda çarpan yüreğimin boynumda, şakaklarımda ve kasıklarımda büyüyen, taşan gümlemesiydi…
Alnında, elmacık kemiklerinin çıkıntısında ve burnunun üzerinde parıldayan o belli belirsiz ışık Necla ablanın geniş göğsünde biraz soluklandıktan sonra dipdiri göğüslerini etrafı saran karanlıktan ayırıyordu…
Sol memesinin yarısı loş ışığın altında parıldıyordu…
Meme ucu küçücük ama bir tomurcuk kadar diri ve kabarıktı…
Diğer memesi karanlığa karışmıştı, belirsizdi… Sadece yuvarlacık hatları -görülmekten öte- hissediliyordu…
Yok denecek kadar az olan ışık sol göğsünün meme ucunun tam yarısının üzerinden yol almaktaydı…
Gecenin sonunu sabaha bağlayan ufuktaki o ipincecik çizgi gibi Necla ablanın karnından göbeğindeki çukura iniyor, oradan kurtulur kurtulmaz bu kez kasıklarının kuytuluğunda gözden yitip gidiyor, kayboluyordu…
Yakınlarda bir yerde çakan bir şimşek, sadece bir an, kısacık bir an -biraz daha- aydınlattı odayı…
Yüreğim şakaklarımda atıyor, kulaklarım ve yüzüm alev alev yanıyordu…
Bana kalırsa, o kadar da emin olma dostum… ,?????
Yetişin ihvanlaaar… Yanıp bitip mahvolmadıysak da olmamıza mek parmak kalmıştır ve belki o kademe dahi çoktaan geçilmiş, gerilerde kalmış, o fırsat elimizden uçmuuş gitmiştir… Vah bize, vahlar bize… Hayıf bize, yazık bize… Bu MuratHoca namıyla maruf zat, ayan beyan belli oldu ki, bizi çook ama çok uğraştıracak… Hepimiz bir araya gelip toplansak, bırakın kafa kafaya vermeyi, vücut vücuda verip, kefere lisanındaki tabirle Voltran’ı vücuda getirsek dahi başa çıkma ihtimalimiz bulunmamaktadır…. Ne yapacüük?… (hazır kendisi dava edin beni demiş iken kadıya mı gitsek acep?… gerçi gitsek ne diyecüüz?… hem sonra, demedi demeyin, allem eder kullem eder kadıyı da kavrar, eline geçirir buuu… çok fena buuu… n’apsaz acep, düşünün… ) ?????….. ?????
İstemiyor olabilir miyiz?…
Büyük bir merakla, hevesle, istekle…
?????
?????
Yoldaş, kusura bakma, mecburen beğendim, beğenmek zorunda kaldım… Bu Deli tepeme çıkar ve dahi eminim, çıkacaktır…. Ufak yollu bir satış durumu olduysa o sebeple olmuştur… Özür….?????