Birbirimizi 7 yıldır tanırız. Şimdiye kadar yazdığın, söylediğin her şeye ortak olmuşumdur. Yazdığım, söylediğim çok şeye de sen ortak olmuşsundur.
Senle anlaşamadığımız ikinci mevzu bu.
Birincisi Beatles, ikincisi de mevcut yönetim 🙂 Umarım haklı çıkan sen olursun. Umarım sürecin sonunda öngörüsü tartışılan, önyargılı sayılan ben olurum. Ama yönetim de bir gram ümit vermiyor be kardeşim 🙂
4
Bayılarak okudum.. Her satırda elin adamları neyle uğraşıyor biz nelerle sorusunu sormaktan alamadım kendimi..
Massimilaono Allegri’nin bir söyleşisine denk gelmiştim yıllar önce. Kafasını kurcalayan bir taktiksel diziliş için uykusundan uyanıp gecenin yarısında bir sürü teknik adamı arayarak saatlerce süren taktiksel sohbetler yaptığını söylemişti..
Kendimi bildim bileli İtalyan hocaları çok beğenmişimdir. Sebebi de taktik delisi olmaları..
Biz çok uzaklaştık bu mevzulardan. Bir kaç aklı başında spor yazarı dışında ne ekranda ne de basılı mecralarda dizilişler haricinde zihin açacak analizler dahi göremiyoruz.
Sezon başında Fatih Terim’i çok dikkatle takip ettim. Oynadıkları PSV, St. Johnstone ve Randers maçları öncesinde kendisine sorulan sorulara verdiği cevapları daha bir dikkatle izledim 🙂
Rakip hakkında sorulan sorulara, 3 takım için de aynı şeyleri söyledi 🙂 ”Mücadele gücü yüksek, sert ve temaslı oyunu seven bir takım” ifadesini kullandı. Üç takıma da :))
Ülkenin kupa ve başarı anlamında yanına bile yaklaşılamayacak figürü bu.. Bizden bu kadar oluyor adaş 🙂
3
Ben artık köprüleri attım adaş 🙂 Gelişine vuruyorum valla :))
Söylemim şudur.. Seba’dan bu yana gelen yönetimlerin tamamı birbirinin uzantısı. Hatta Bilgili de Seba’nın uzantısı. Aynı filmi izlemekten gına geldi.
Mevcut yönetimlerin yaptığı hataların tamamında yetkili ol, sonra kavga dövüş yönetimden ayrıl, ekibini topla seçimde aday olup başkan ol, önceki yönetimin hatalarını ört bas et, önceki yönetimlerin yaptığı aynı hataları yap, önceki yönetimlerde olduğu gibi yönetimde parçalanmalar olsun, yönetimden kopanlar gelip yetkiyi alsın………
Vallahi billahi bıktım 🙂 Artık uzantı olmayan, kendi projesi ve ekibi olan, gerçekten vizyonu olan, basın ve taraftarla üst düzey ilişkileri olan, caydırıcılığı ve karizması olan YENİ YÜZLERE su gibi muhtaç durumda camia..
Az kafayı çevirsek, bu kulübe harika başkanlık yapabilecek eski futbolcularımızı bile görmek mümkün. Müteahhitlerden, holding sahiplerinden, babadan zenginlerden çok daha iyisini yapacaklarından adım gibi eminim..
Alanya takımının başında futbol bilen bir adam var. Ve sonuç ortada. Çok uzağa gitmeye gerek yok..
3
Bunun aynısı yazdım geçenlerde. Eşyanın tabiatına aykırı işler yaşanıyor. Şampiyonluk düğümünün çözüleceği ikinci devrede bazı şeyler (varsa şayet) gün yüzüne çıkacaktır mutlaka. İyi hislerim yok hocam..
Göremediğim bir şeylerin olmasını, bütün bu cesetten hallice görüntünün ardında düşünülüp planlanmış eylemlerin olmasını çok isterim…
Ama belirttiğin gibi görünüş, çok da öyle hissettirmiyor usta..
Galiba son zamanlarda aldığım en güzel haber bu 🙂
1
Sen ne yapıyorsun be kardeşim…
Bak barut fıçısı gibi girdim siteye. Yönetime burnumdan soluyorum zaten..
Beni bir anda yelkenleri suya indirmeye itecek ne vardı yani..
Bayıldım… Çok başkasın..
8
Ne denir, ne yazılır ki bu anıta.. BODO için yaptığın şey ne kadar kıymetli. Şu yazıyı yazan bir adamla dost olabilmek ne paha biçilmez bir şey..
Dip Not: Bugün ANÇ’nin TFF’yi aklar nitelikteki açıklamasından sonra manifesto-vari yazılar çıkmaz benden artık 🙂 Daha keyifli ve ”soft” yazılar yazmayı düşünüyorum :))
2
En iyisini sen bilirsin usta.. Benim kayışlar koptu 🙂
Zamanlama anlamında senin kadar iyimser olmasam da ”o günün” er ya da geç geleceğinden şüphem yok. Aslında şimdi yazacaklarımı geniş bir post olarak yazmayı düşünüyordum ama kısa bir özet geçmek isterim..
Süleyman Seba Beşiktaş için mihenk taşıdır. Koca Beşiktaş tarihini Seba öncesi ve sonrası şeklinde ikiye ayırmak dahi mümkündür. Seba, olağanüstü beyefendi ve centilmen bir adam olduğu kadar, son derece dik duruşlu ve gereken yere gereken ”ayarı” verebilecek kudrete de sahip bir kişilikti. Son dönemlerinde cemaat yapılanmasına karşı da gereken dik duruşu göstermiş fakat, hem yaşı hem de yorgunluğu nedeniyle kendi camiası haricindeki palazlanmalarına mani olamamıştır. 96 sezonu da bu anlamda Türk futbolunun dönüm noktasıydı..
Seba sonrasındaki yönetimlerde Seba ağırlığını göremedik maalesef. Sektörde dönen binlerce naneyi çaresizlikle izlemekle yetindik. Efendilik ”mümkün olduğu kadar” sürdü fakat reaksiyon anlamında bir hayli çuvalladık. Bu arada Beşiktaş’ı 3. büyük olarak konumlandırma, Fb-Gs rekabetinin gölgesinde bırakma ve popülaritesini azaltmaya yönelik iğrenç uygulama ve algılara maruz bırakıldığından bahsetmeye gerek bile yok..
Sonrasında eğrisi doğrusuna geldi, Sergen Yalçın patron oldu. Sergen Yalçın teknik anlamda üst düzey bir adam mıydı? Kesinlikle hayır.. Kadrolar ve oyuna yönelik hamlelerde bu kusurları zaten gördük. Fakat Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’ın başında olmamasını istemeleri için çok sebepleri vardı..
1. Bu adam geçen yıl kralını tanımadan her haksızlıkta çıkıp balyoz gibi indi gereken her yere. Son 30 yılda alışık olduğumuz süklüm püklüm portrelerin çok dışına çıktı. 2. Bu adamın korkunç bir reytingi vardı. TRT’de çıktığı program son dönemde en çılgın rakamlarda izlenen konuk programı oldu. Her sözü, her hareketi gündem oldu. Sindirilmeye çalışılan bir takımda böyle bir figür pek tabii ki uygun düşmedi bir yerlere.. 3. Bu adamın, diğer kulüplerdeki mevkidaşları gibi ”güçlü tanıdıkları” da vardı..
Teknik anlamdaki eksikliklerine rağmen, geçen yıl kazandığı iki kupayla çete zihniyetine ”ulan n’oluyor” dedirtti. Ve bu sezon hem içten hem de dıştan türlü türlü tezgahlarla 2 ayda fişi çekildi.
Beşiktaş, bundan sonrası için adım atarken, 4 tane çok kilit konuyu kendisine kılavuz edinmek zorunda..
1. Rasim Kara ”nasıl” şampiyon yapılmadı.. 2. Lucescu Beşiktaş’tan nasıl ”tekme tokat” gönderildi? 3. Şenol Güneş’in 3. sezonunda kimler hangi rolleri oynadı? 4. Sergen Yalçın 2 ayda nasıl paralize edildi?
Ezber bozmalıyız Ziya. Sektör bu haldeyken, efendi yüzlerle değişim yaratma imkanımızın olmadığını bilmek zorundayız. Beşiktaş’ın caydırıcı karakterlere, reytingi ve yaptırım gücü olan figürlere ihtiyacı var. Yeni nesilden korkunç bir Beşiktaşlı ordusu geliyor. Bu orduyu ancak güçlü olursak koruyup büyütme imkanımızın olacağı unutulmamalı.
Bir değişim yaşanacaksa bu Beşiktaş’ın egemenliğinde, Beşiktaş’ın temel değerleriyle olmalı. Aksi, çok kötü sonuçlar doğurur..
2
Viewing 10 comments - 91 through 100 (of 675 total)
Birbirimizi 7 yıldır tanırız. Şimdiye kadar yazdığın, söylediğin her şeye ortak olmuşumdur. Yazdığım, söylediğim çok şeye de sen ortak olmuşsundur.
Senle anlaşamadığımız ikinci mevzu bu.
Birincisi Beatles, ikincisi de mevcut yönetim 🙂 Umarım haklı çıkan sen olursun. Umarım sürecin sonunda öngörüsü tartışılan, önyargılı sayılan ben olurum. Ama yönetim de bir gram ümit vermiyor be kardeşim 🙂
Bayılarak okudum.. Her satırda elin adamları neyle uğraşıyor biz nelerle sorusunu sormaktan alamadım kendimi..
Massimilaono Allegri’nin bir söyleşisine denk gelmiştim yıllar önce. Kafasını kurcalayan bir taktiksel diziliş için uykusundan uyanıp gecenin yarısında bir sürü teknik adamı arayarak saatlerce süren taktiksel sohbetler yaptığını söylemişti..
Kendimi bildim bileli İtalyan hocaları çok beğenmişimdir. Sebebi de taktik delisi olmaları..
Biz çok uzaklaştık bu mevzulardan. Bir kaç aklı başında spor yazarı dışında ne ekranda ne de basılı mecralarda dizilişler haricinde zihin açacak analizler dahi göremiyoruz.
Sezon başında Fatih Terim’i çok dikkatle takip ettim. Oynadıkları PSV, St. Johnstone ve Randers maçları öncesinde kendisine sorulan sorulara verdiği cevapları daha bir dikkatle izledim 🙂
Rakip hakkında sorulan sorulara, 3 takım için de aynı şeyleri söyledi 🙂 ”Mücadele gücü yüksek, sert ve temaslı oyunu seven bir takım” ifadesini kullandı. Üç takıma da :))
Ülkenin kupa ve başarı anlamında yanına bile yaklaşılamayacak figürü bu.. Bizden bu kadar oluyor adaş 🙂
Ben artık köprüleri attım adaş 🙂 Gelişine vuruyorum valla :))
Söylemim şudur.. Seba’dan bu yana gelen yönetimlerin tamamı birbirinin uzantısı. Hatta Bilgili de Seba’nın uzantısı. Aynı filmi izlemekten gına geldi.
Mevcut yönetimlerin yaptığı hataların tamamında yetkili ol, sonra kavga dövüş yönetimden ayrıl, ekibini topla seçimde aday olup başkan ol, önceki yönetimin hatalarını ört bas et, önceki yönetimlerin yaptığı aynı hataları yap, önceki yönetimlerde olduğu gibi yönetimde parçalanmalar olsun, yönetimden kopanlar gelip yetkiyi alsın………
Vallahi billahi bıktım 🙂 Artık uzantı olmayan, kendi projesi ve ekibi olan, gerçekten vizyonu olan, basın ve taraftarla üst düzey ilişkileri olan, caydırıcılığı ve karizması olan YENİ YÜZLERE su gibi muhtaç durumda camia..
Az kafayı çevirsek, bu kulübe harika başkanlık yapabilecek eski futbolcularımızı bile görmek mümkün. Müteahhitlerden, holding sahiplerinden, babadan zenginlerden çok daha iyisini yapacaklarından adım gibi eminim..
Alanya takımının başında futbol bilen bir adam var. Ve sonuç ortada. Çok uzağa gitmeye gerek yok..
Bunun aynısı yazdım geçenlerde. Eşyanın tabiatına aykırı işler yaşanıyor. Şampiyonluk düğümünün çözüleceği ikinci devrede bazı şeyler (varsa şayet) gün yüzüne çıkacaktır mutlaka. İyi hislerim yok hocam..
Göremediğim bir şeylerin olmasını, bütün bu cesetten hallice görüntünün ardında düşünülüp planlanmış eylemlerin olmasını çok isterim…
Ama belirttiğin gibi görünüş, çok da öyle hissettirmiyor usta..
Galiba son zamanlarda aldığım en güzel haber bu 🙂
Sen ne yapıyorsun be kardeşim…
Bak barut fıçısı gibi girdim siteye. Yönetime burnumdan soluyorum zaten..
Beni bir anda yelkenleri suya indirmeye itecek ne vardı yani..
Bayıldım… Çok başkasın..
Ne denir, ne yazılır ki bu anıta.. BODO için yaptığın şey ne kadar kıymetli. Şu yazıyı yazan bir adamla dost olabilmek ne paha biçilmez bir şey..
Dip Not: Bugün ANÇ’nin TFF’yi aklar nitelikteki açıklamasından sonra manifesto-vari yazılar çıkmaz benden artık 🙂 Daha keyifli ve ”soft” yazılar yazmayı düşünüyorum :))
En iyisini sen bilirsin usta.. Benim kayışlar koptu 🙂
Zamanlama anlamında senin kadar iyimser olmasam da ”o günün” er ya da geç geleceğinden şüphem yok. Aslında şimdi yazacaklarımı geniş bir post olarak yazmayı düşünüyordum ama kısa bir özet geçmek isterim..
Süleyman Seba Beşiktaş için mihenk taşıdır. Koca Beşiktaş tarihini Seba öncesi ve sonrası şeklinde ikiye ayırmak dahi mümkündür. Seba, olağanüstü beyefendi ve centilmen bir adam olduğu kadar, son derece dik duruşlu ve gereken yere gereken ”ayarı” verebilecek kudrete de sahip bir kişilikti. Son dönemlerinde cemaat yapılanmasına karşı da gereken dik duruşu göstermiş fakat, hem yaşı hem de yorgunluğu nedeniyle kendi camiası haricindeki palazlanmalarına mani olamamıştır. 96 sezonu da bu anlamda Türk futbolunun dönüm noktasıydı..
Seba sonrasındaki yönetimlerde Seba ağırlığını göremedik maalesef. Sektörde dönen binlerce naneyi çaresizlikle izlemekle yetindik. Efendilik ”mümkün olduğu kadar” sürdü fakat reaksiyon anlamında bir hayli çuvalladık. Bu arada Beşiktaş’ı 3. büyük olarak konumlandırma, Fb-Gs rekabetinin gölgesinde bırakma ve popülaritesini azaltmaya yönelik iğrenç uygulama ve algılara maruz bırakıldığından bahsetmeye gerek bile yok..
Sonrasında eğrisi doğrusuna geldi, Sergen Yalçın patron oldu. Sergen Yalçın teknik anlamda üst düzey bir adam mıydı? Kesinlikle hayır.. Kadrolar ve oyuna yönelik hamlelerde bu kusurları zaten gördük. Fakat Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’ın başında olmamasını istemeleri için çok sebepleri vardı..
1. Bu adam geçen yıl kralını tanımadan her haksızlıkta çıkıp balyoz gibi indi gereken her yere. Son 30 yılda alışık olduğumuz süklüm püklüm portrelerin çok dışına çıktı.
2. Bu adamın korkunç bir reytingi vardı. TRT’de çıktığı program son dönemde en çılgın rakamlarda izlenen konuk programı oldu. Her sözü, her hareketi gündem oldu. Sindirilmeye çalışılan bir takımda böyle bir figür pek tabii ki uygun düşmedi bir yerlere..
3. Bu adamın, diğer kulüplerdeki mevkidaşları gibi ”güçlü tanıdıkları” da vardı..
Teknik anlamdaki eksikliklerine rağmen, geçen yıl kazandığı iki kupayla çete zihniyetine ”ulan n’oluyor” dedirtti. Ve bu sezon hem içten hem de dıştan türlü türlü tezgahlarla 2 ayda fişi çekildi.
Beşiktaş, bundan sonrası için adım atarken, 4 tane çok kilit konuyu kendisine kılavuz edinmek zorunda..
1. Rasim Kara ”nasıl” şampiyon yapılmadı..
2. Lucescu Beşiktaş’tan nasıl ”tekme tokat” gönderildi?
3. Şenol Güneş’in 3. sezonunda kimler hangi rolleri oynadı?
4. Sergen Yalçın 2 ayda nasıl paralize edildi?
Ezber bozmalıyız Ziya. Sektör bu haldeyken, efendi yüzlerle değişim yaratma imkanımızın olmadığını bilmek zorundayız. Beşiktaş’ın caydırıcı karakterlere, reytingi ve yaptırım gücü olan figürlere ihtiyacı var. Yeni nesilden korkunç bir Beşiktaşlı ordusu geliyor. Bu orduyu ancak güçlü olursak koruyup büyütme imkanımızın olacağı unutulmamalı.
Bir değişim yaşanacaksa bu Beşiktaş’ın egemenliğinde, Beşiktaş’ın temel değerleriyle olmalı. Aksi, çok kötü sonuçlar doğurur..