(Günebakan gibi olmayı isterdim ben, Nihat abi… Bir ışık gördüğünde yüzünü o yana doğru dönen, Ötelerden, Ucu bucağı olmayan zifiri karanlık ve buz gibi soğuk bir boşluğun öbür başındaki devasa kütleden kopup gelen parlaklığa yüzünü çeviren; yaşamın kendisine gönderdiği aydınlığa uslu bir çocuk gibi, coşkulu bir heves ve sarsılmaz bir bağlılıkla teslim olan, Aldığı ısıyı, ışığı, hayatı benliğinde toparlayıp dönüştürerek, Bambaşka ve çok keyifli bir şekilde çevresine sunan o sevimli bitki gibi olmayı…
Ya da her nerede yaşarsa yaşasın doğadan kopmamış, Yaşadığı çevreyle bütünleşmiş, Algıladığı en ufak bir değişikliğin, farklılığın, esintinin, kıpırtının nedenini ve nihayetini anlayabilen bir bilge kişi olmayı, Olabilmeyi isterdim..
Soran gözlerle bakıyorsun madem, söyleyeyim: Olamadım Nihat abi, Başaramadım.. Ne var ki bu işin güzel yanı da bu işte be abi.. Büyük bir arzuyla, iştahla, istekle erişmeye çabalayacaksın, Ama, her zaman da bu istediğin şey verilmeyecek sana… Lakin, olsun, sen yine de ulaşamadığın vakit geri adım atmayacaksın..
Arada bir, bazen, durup şöyle bir bakıyorum kendime, Çok da kötü bir durumda değilim sanki be abi..
İlk notalarını dinlediğim bir ezginin ruhumu nasıl saracağını, İlk sahnesini gördüğüm bir filmi ne büyük bir keyifle izleyeceğimi tahmin edebiliyorum.. Henüz en baştaki diyaloglarını duyduğumda bir oyunun sağlamlığını, İlk dizelerini okuduğum bir şiirin beni nasıl alıp götüreceğini anlayabiliyorum Nihat abi.. Tamam, kabul, çok da bir yol alamadık ama, olsun, Bu da fena değil yani. Bir, sıfırdan iyidir Nihat abi.
En azından, bir gün -o da belki- aslında sıfır olabilmenin, bir’den daha da kıymetli olduğunu anlayacağın vakte kadar…) ….. …..
Sabahın er saatinde gördüm yazını Serdar hocam.. Daha girişinden anladım, Serdar hocamın yine muhteşem bir yazının başına oturmuş olduğunu… Günün karmaşasında değil, akşamın nispeten sakin bir vaktinde okumak için sakladım bir kıyıda yazını, Ve şimdi, az önce okuyup bitirdim, sindire sindire…
O sağlam yazarın, o harika kitabının başında dediği gibi, O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler Serdar hocam, Daha önce de olduğu gibi, Daha, daha, daha önceleri hep olduğu gibi…
Mesele gün dolup, vakit geldiğinde, “Heybemizi” omzumuza vurup yola çıktığımız zaman, geride kalanların da bizler için -bire bir aynısı olmasa da- benzer sözler edip edemeyeceğinde…
Şuna eminim: Safiye öğretmen senin de arkandan -aynen Cansu hanıma baktığı gibi- sevgi dolu bakışlarla, nemli gözlerle bakmıştır…
Kaybına gerçekten üzüldüm, O güzel hocanın, o değerli öğretmenin dokunup şekillendirdiği, biçimlendirdiği bir evladı, İşte bugün, bizlere de ışık saçmaya devam ediyor. Ne güzel…
Safiye öğretmene Allah Rahmet Eylesin… Nur içinde yatsın. Mekanı Cennet olsun..
4
Bizi makaraya sarıyorsundur diye cıvatadan yanıt vermiştim hocam…
Ciddi olmak gerekirse, bu işaret iki sebeple yanar: 1- Motorda yağ kalmamıştır… Büyük tehlike… 2- Yağ pompası arızalanmıştır… Daha büyük tehlike…
Her iki durumda da motor yatak sarar, katılır kalır, dikkat et…. (Cochise’e katılıyorum…. Kontağı kapat… Çekici çağır)
2
Üstüne üstlük, O çaydanlık -ucundan- damlatıyor hocam… ?????
Bu işlerden en iyi bizim Grande anlar gerçi ama, Görünen o ki durum çok ciddi…
Motor sarar, dikkat et… ?????
2
Aşk olsun be kardeşim… ??????? ???????
2
Kılıçla yaşayan, kılıçla ölür… Ya da Men dakka dukka…
?????
3
Nefis bir yorum… Çok ama çok doğru… ????? ?????
2
E, ilerlesin de bi zahmet… İyi gidiyo çünkü…. ????? ?????
2
E, ilerlesin de bi zahmet… İyi gidiyo çünkü…. ????? ?????
2
Bildiğin nedenler sebebiyle yeterince yakın değilim foruma… Fazla zaman ayıramıyorum… Senin bu hikayene de -sanıyorum 2. bölümden sonra- bakamadım, yeteri kadar ilgi gösteremedim… İşin garibi, ilginç bir şekilde, daha iyi oldu inanır mısın?… Dün başladım -fırsat buldukça- okumaya. Şimdi, az önce de son bölümü attım kenara…
Heyecanla beklediğin bir diziyi sabırla biriktirip, üç beş bölümünü ya da koca bir sezonunu tek seferde izlemek gibi bir şey oldu…
Öykü zaten tanıdık bana, biliyorsun… Yine de önce iki kardeşin ve sonrasında Necla’nın orospuluk yolundaki yürüyüşlerinin anlatıldığı bölümlerde; Hele de bordo renkli arabadan -ne olduysa artık- siktir edilmesi kısmında çok etkilendiğimi söylemeliyim…
Bu son bölüm de çok -ve hatta fazlasıyla- güzel, kolay, akıcı bir üslupla resmedilmişti, kutlarım…
Yalnız, sormadan edemeyeceğim doğrusu, bordo renkli araba neydi be abi?…
Sene olmuş 2021, bordo renkli araba mı kalmış Allah aşkına?… (Anlattıklarımın hepsi tamam da oraya mı takıldın yoooruum?..)
Hayır, vakti zamanında Buick, Chevrolet Nova filan gibi Amerikan arabaları vardı, anlattığına benzeyen de… Şimdi, varsa yoksa siyah ya da metalik gri jip… Bordo ne, bordo?…
Aklında takılı kalmış senin bir yerlerdeeen ama, dur bakalııım, çıkar ortaya…
Güzel filan değil, Çok güzel, fazla güzel gidiyorsun… Harika gidiyorsun yoldaş…
Yorum gelmedi diye yüzünü dökmeyesin sakın, görüyorsun, takipteyim…
09.11.2020… 03.25 itibariyle izlemekteyim seni, ensendeyim… Haberin olsun yani… Yok öyle…
?????
4
????
1
Viewing 10 comments - 3,491 through 3,500 (of 3,599 total)
(Günebakan gibi olmayı isterdim ben, Nihat abi…
Bir ışık gördüğünde yüzünü o yana doğru dönen,
Ötelerden,
Ucu bucağı olmayan zifiri karanlık ve buz gibi soğuk bir boşluğun öbür başındaki devasa kütleden kopup gelen parlaklığa yüzünü çeviren;
yaşamın kendisine gönderdiği aydınlığa uslu bir çocuk gibi, coşkulu bir heves ve sarsılmaz bir bağlılıkla teslim olan,
Aldığı ısıyı, ışığı, hayatı benliğinde toparlayıp dönüştürerek,
Bambaşka ve çok keyifli bir şekilde çevresine sunan o sevimli bitki gibi olmayı…
Ya da her nerede yaşarsa yaşasın doğadan kopmamış,
Yaşadığı çevreyle bütünleşmiş,
Algıladığı en ufak bir değişikliğin, farklılığın, esintinin, kıpırtının nedenini ve nihayetini anlayabilen bir bilge kişi olmayı,
Olabilmeyi isterdim..
Soran gözlerle bakıyorsun madem, söyleyeyim: Olamadım Nihat abi,
Başaramadım..
Ne var ki bu işin güzel yanı da bu işte be abi..
Büyük bir arzuyla, iştahla, istekle erişmeye çabalayacaksın,
Ama, her zaman da bu istediğin şey verilmeyecek sana…
Lakin, olsun, sen yine de ulaşamadığın vakit geri adım atmayacaksın..
Arada bir, bazen, durup şöyle bir bakıyorum kendime,
Çok da kötü bir durumda değilim sanki be abi..
İlk notalarını dinlediğim bir ezginin ruhumu nasıl saracağını,
İlk sahnesini gördüğüm bir filmi ne büyük bir keyifle izleyeceğimi tahmin edebiliyorum..
Henüz en baştaki diyaloglarını duyduğumda bir oyunun sağlamlığını,
İlk dizelerini okuduğum bir şiirin beni nasıl alıp götüreceğini anlayabiliyorum Nihat abi..
Tamam, kabul, çok da bir yol alamadık ama, olsun,
Bu da fena değil yani.
Bir, sıfırdan iyidir Nihat abi.
En azından, bir gün -o da belki- aslında sıfır olabilmenin, bir’den daha da kıymetli olduğunu anlayacağın vakte kadar…)
…..
…..
Sabahın er saatinde gördüm yazını Serdar hocam..
Daha girişinden anladım, Serdar hocamın yine muhteşem bir yazının başına oturmuş olduğunu…
Günün karmaşasında değil, akşamın nispeten sakin bir vaktinde okumak için sakladım bir kıyıda yazını,
Ve şimdi, az önce okuyup bitirdim, sindire sindire…
O sağlam yazarın, o harika kitabının başında dediği gibi,
O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler Serdar hocam,
Daha önce de olduğu gibi,
Daha, daha, daha önceleri hep olduğu gibi…
Mesele gün dolup, vakit geldiğinde,
“Heybemizi” omzumuza vurup yola çıktığımız zaman, geride kalanların da bizler için -bire bir aynısı olmasa da- benzer sözler edip edemeyeceğinde…
Şuna eminim: Safiye öğretmen senin de arkandan -aynen Cansu hanıma baktığı gibi- sevgi dolu bakışlarla, nemli gözlerle bakmıştır…
Kaybına gerçekten üzüldüm,
O güzel hocanın, o değerli öğretmenin dokunup şekillendirdiği, biçimlendirdiği bir evladı,
İşte bugün, bizlere de ışık saçmaya devam ediyor.
Ne güzel…
Safiye öğretmene Allah Rahmet Eylesin…
Nur içinde yatsın.
Mekanı Cennet olsun..
Bizi makaraya sarıyorsundur diye cıvatadan yanıt vermiştim hocam…
Ciddi olmak gerekirse, bu işaret iki sebeple yanar:
1- Motorda yağ kalmamıştır… Büyük tehlike…
2- Yağ pompası arızalanmıştır… Daha büyük tehlike…
Her iki durumda da motor yatak sarar, katılır kalır, dikkat et….
(Cochise’e katılıyorum…. Kontağı kapat… Çekici çağır)
Üstüne üstlük,
O çaydanlık -ucundan- damlatıyor hocam…
?????
Bu işlerden en iyi bizim Grande anlar gerçi ama,
Görünen o ki durum çok ciddi…
Motor sarar, dikkat et…
?????
Aşk olsun be kardeşim…
???????
???????
Kılıçla yaşayan, kılıçla ölür…
Ya da
Men dakka dukka…
?????
Nefis bir yorum…
Çok ama çok doğru…
?????
?????
E, ilerlesin de bi zahmet…
İyi gidiyo çünkü….
?????
?????
E, ilerlesin de bi zahmet… İyi gidiyo çünkü….
?????
?????
Bildiğin nedenler sebebiyle yeterince yakın değilim foruma…
Fazla zaman ayıramıyorum…
Senin bu hikayene de -sanıyorum 2. bölümden sonra- bakamadım, yeteri kadar ilgi gösteremedim…
İşin garibi, ilginç bir şekilde, daha iyi oldu inanır mısın?…
Dün başladım -fırsat buldukça- okumaya.
Şimdi, az önce de son bölümü attım kenara…
Heyecanla beklediğin bir diziyi sabırla biriktirip, üç beş bölümünü ya da koca bir sezonunu tek seferde izlemek gibi bir şey oldu…
Öykü zaten tanıdık bana, biliyorsun…
Yine de önce iki kardeşin ve sonrasında Necla’nın orospuluk yolundaki yürüyüşlerinin anlatıldığı bölümlerde;
Hele de bordo renkli arabadan -ne olduysa artık- siktir edilmesi kısmında çok etkilendiğimi söylemeliyim…
Bu son bölüm de çok
-ve hatta fazlasıyla- güzel, kolay, akıcı bir üslupla resmedilmişti,
kutlarım…
Yalnız, sormadan edemeyeceğim doğrusu,
bordo renkli araba neydi be abi?…
Sene olmuş 2021, bordo renkli araba mı kalmış Allah aşkına?… (Anlattıklarımın hepsi tamam da oraya mı takıldın yoooruum?..)
Hayır, vakti zamanında Buick, Chevrolet Nova filan gibi Amerikan arabaları vardı, anlattığına benzeyen de…
Şimdi, varsa yoksa siyah ya da metalik gri jip…
Bordo ne, bordo?…
Aklında takılı kalmış senin bir yerlerdeeen ama, dur bakalııım, çıkar ortaya…
Güzel filan değil,
Çok güzel, fazla güzel gidiyorsun…
Harika gidiyorsun yoldaş…
Yorum gelmedi diye yüzünü dökmeyesin sakın, görüyorsun, takipteyim…
09.11.2020… 03.25 itibariyle izlemekteyim seni, ensendeyim…
Haberin olsun yani…
Yok öyle…
?????
????