Genç kız uyuyormuş. Rüyasında, gecenin kör vakti, pencere açılmış, İçeri iri yarı, çıplak bir adam girmiş.. Kız, korkuyla “Kimsiniz, ne yapcaksınız?” diye sorunca adam boynunu büküp gülümseyerek yanıtlamış: “Rüya sizin rüyanız hanımefendi… Siz ne isterseniz onu yaparım”…
Sistem aynı sistem, Rüya da bizim rüyamız yoldaş… Biz kaç puan almak istersek o kadar alırız… ????? ?????
2
Bir gün biri “Kahrolsun faşizm” der, Öbürsü gün bir başkası “Tek yol devrim” diye araya bir slogan sıkıştırır… Hayırdır?..??? Baltaları gömdüğümüz yerden çıkartıyor muyuz yoksa…???
Helaalll…???
O zaman ben de bu taraftan başlayayım bari: “Bandırmaa biz, ta-ta-taa-ta…”
(fazlasını beklemeyin… “nü” meselesi…) ?????
4
Sözlük anlamıyla evlilik, bir erkeğin bir kadınla, aile kurmak amacıyla ve yasalar çerçevesinde bir araya gelmesidir… İnsan denilen canlı, bedensel yetenekleri açısından, diğer canlılara kıyasla, çok güçlü, çok donanımlı değildir… Dişleri çok keskin, tırnakları çok sivri, derisi pek kalın, sesi güçlü, görme-işitme duyuları çok hassas değil… Hızlı koşamaz… Kovaladığı bir avı yakalamak ya da maruz kaldığı bir saldırıdan kaçıp kurtulabilmek için hızı yeterli değildir… Bir insan maksimum 30 km hızla -o da kısa bir süre için- koşar, bir ayıysa uzun bir süre 50-60 km hızla koşabilir…. Bir ayının, kurtun, köpeğin, kedinin yavrusu 1 yaşına geldiğinde, kendi başına hayatta kalabilir… Avlanır, savaşır, üreyerek soyunu sürdürebilir… Oysa, insan yavrusunun bu eylemleri yerine getirebilecek -bedensel, ruhsal ve cinsel- olgunluğa erişebilmesi, 10-15 yıl gibi -başka bazı türlerin yaşam süresi kadar uzun- bir zaman sonrasında mümkün olabilir…. Bu gerçeklere karşın insanın, yüzbinlerce yıldan bu yana hayatta kalmayı başarabilmesi ve giderek güçlenip dünyaya egemen olması topluluk halinde yaşama becerisi sayesinde olmuştur… Bu noktadan sonra işi fazla uzatmadan konuya girersek: Toplum halinde yaşayan insanoğlunun erkek cinsine düşen “temel görev” ailesini beslemek, barındırmak, korumak… Kadının göreviyse o aileyi sürdürecek olan çocukları yetiştirmek, büyütmek, eğitmektir….
Bu son cümleden itibaren “Hayırdır, kadını eve mi kapatıyorsun hocam?” türünden bazı itirazların gelmesi beklenebilir olduğundan hemen söyleyeyim: Hayır… Bu “asli görevler” toplumların bugün ulaşmış oldukları yaşam biçiminde/seviyesinde çok başkalaşmış, değişmiş, farklılaşmış, dönüşmüş olmakla birlikte temel aynıdır….
Hani fıkrası da vardır: Temel askerliğini deniz kuvvetlerinde, bir denizaltıda yapmış… Köyüne döndüğünde, kahvede, sohbet sırasında bir arkadaşı sormuş… – Haçan, hep merak ederim, siz torpil attığınız vakit denizaltı nasıl oluyor da su alıp batmıyor?.. Hele bir söyle… Temel arkadaşına sormuş: – Haçan sen, denizde yüzerken gaz gelse, çıkartmaz mısın?… – Çıkartırım.. – Peki o vakit su alıp batar mısın?.. – Batmam… – Tamam işte, sistem aynı sistem…
Çağ itibariyle toplumların, ailenin, bireylerin gelmiş olduğu nokta çok başka, bambaşka bir hal almış olsa da “temel görevimiz” hiç değişmedi…
Erkek kabul gördüğü, davet edildiği, onay aldığı bir kadını besler, korur, barındırır; eşine ve ailesine imkanlar sağlar… Kadın, seçtiği, beğendiği, sevdiği, bağlandığı eşine bakar; şefkat gösterir, yavrularıyla ilgilenir, büyütür, eğitir…
Konuya erkeksi bir bakışla yaklaştığımın düşünülmesini istemem, Tam tersine kadınlar ve çocuklardır -tarihin her döneminde- en kıymetli, en değerli, en özenle korunması gerekli olan…
Toplumun üzerine oturduğu/oturacağı aile kurumundaki sacayağının en güçlü olması gereken ayağı kadınlardır…
Bir erkek, eşinin en donanımlı, en bakımlı, en rahat, en “zengin” olması, Kız ve erkek çocuklarının boy, güç, kuvvet gibi bedensel manada cinsiyetlerinin -olabildiği ölçüde- en mükemmel temsilcileri, Donanımsal anlamda en bilgili, en becerikli, en aydınlık, en ilerici bireyleri, Değerler anlamında da olumsuz manadaki tüm değerlerden uzak, olumlu manadaki tüm değerlerle donanımlı olarak yetişmeleri konusunda çalışıp çırpınarak geçirmeli, tüketmelidir hayatını…
Kadın da kendi asli görevini yapmalı, Eşini çocuklarını sevgi ve şefkat anlamında kucaklayarak, koruyarak, kollayarak, eğiterek yürümelidir yolunda…
Çocuklarına baba, eşine koca ol(a)mayan bir erkekten, Çocuklarına ana, kocasına kadın olmayı beceremeyen bir kadından Ve böyle ailelerde doğan, büyüyen çocuklardan kendilerine de ailelerine de içinde bulundukları topluma da -hiç değil belki ama- pek hayır gelmez, ne yazık ki…
Her gece bir başka bedenin “tadına bakmak”…
Bir erkek için birbirinden farklı aroması, değişik kokusu, alımlı kıvrımları, bambaşka becerileri ve kabul biçimleri olan kadının/kadınların akıl sır ermeyen sıcak sularında kulaç atmak,
Bir kadın cenahından bakıldığında da her biri diğerinden daha sarp, dik ve sert bir erkek bedenini vücuduna davet etmek -doğrusu ya- kulağa pek hoş, pek güzel, pek şiirsel, pek keyifli gelmekle birlikte, Son tahlilde bir sonu olmayan, Yahut, elbette her şeyin bir sonu vardır/olacaktır da sonu pek keyifli olmayan bir harcama olacaktır…
İşin kötü/garip/acı olan yanı, Bu harcamanın farkına çoğu kere, iş işten geçtikten sonra varılacak olmasıdır…
Bitireyim: Güzel, sağlıklı, mutlu, huzurlu bir evlilik birikimdir… Tersi ise tüketim… …..
7
Günaydın güzel dost… ?????
2
Yanıtının ilk cümlesine bayıldım hocam. ?????
Pardon, Dur dakika…
?????
Şöyle bir düşündüm de… Sonuncu muydu yoksa?…
?????
1
Ne 25’i?.. 27… Şurada, 1,5 ay sonra, hoop, 28… Yaa, Ziya beyciğim… Yaşlanıyoruz…
Ve sen, bütün bunları biliyor, Bildiğin halde de kaşıyıp duruyorsun…
?????
2
?????
1
İhtiyar derken?… ????? Yahu, ne olursun, bir kere, Tek bir kerecik olsun, beni işin içine karıştırmadan bir yazı yaz, bir yorum at be arkadaş… ?????
2
Aman efendim, Lafı mı olur?… ?????
1
2. bölümün ilk yazısını merakla bekleyeceğiz yazar bey… Sevgiler…
?????
2
Viewing 10 comments - 3,481 through 3,490 (of 3,599 total)
Genç kız uyuyormuş.
Rüyasında, gecenin kör vakti, pencere açılmış,
İçeri iri yarı, çıplak bir adam girmiş..
Kız, korkuyla “Kimsiniz, ne yapcaksınız?” diye sorunca adam boynunu büküp gülümseyerek yanıtlamış:
“Rüya sizin rüyanız hanımefendi…
Siz ne isterseniz onu yaparım”…
Sistem aynı sistem,
Rüya da bizim rüyamız yoldaş…
Biz kaç puan almak istersek o kadar alırız…
?????
?????
Bir gün biri “Kahrolsun faşizm” der,
Öbürsü gün bir başkası “Tek yol devrim” diye araya bir slogan sıkıştırır…
Hayırdır?..???
Baltaları gömdüğümüz yerden çıkartıyor muyuz yoksa…???
Helaalll…???
O zaman ben de bu taraftan başlayayım bari:
“Bandırmaa biz, ta-ta-taa-ta…”
(fazlasını beklemeyin…
“nü” meselesi…)
?????
Sözlük anlamıyla evlilik, bir erkeğin bir kadınla, aile kurmak amacıyla ve yasalar çerçevesinde bir araya gelmesidir…
İnsan denilen canlı, bedensel yetenekleri açısından, diğer canlılara kıyasla, çok güçlü, çok donanımlı değildir…
Dişleri çok keskin, tırnakları çok sivri, derisi pek kalın, sesi güçlü, görme-işitme duyuları çok hassas değil…
Hızlı koşamaz…
Kovaladığı bir avı yakalamak ya da maruz kaldığı bir saldırıdan kaçıp kurtulabilmek için hızı yeterli değildir…
Bir insan maksimum 30 km hızla -o da kısa bir süre için- koşar, bir ayıysa uzun bir süre 50-60 km hızla koşabilir….
Bir ayının, kurtun, köpeğin, kedinin yavrusu 1 yaşına geldiğinde, kendi başına hayatta kalabilir… Avlanır, savaşır, üreyerek soyunu sürdürebilir…
Oysa, insan yavrusunun bu eylemleri yerine getirebilecek -bedensel, ruhsal ve cinsel- olgunluğa erişebilmesi, 10-15 yıl gibi -başka bazı türlerin yaşam süresi kadar uzun- bir zaman sonrasında mümkün olabilir….
Bu gerçeklere karşın insanın, yüzbinlerce yıldan bu yana hayatta kalmayı başarabilmesi ve giderek güçlenip dünyaya egemen olması topluluk halinde yaşama becerisi sayesinde olmuştur…
Bu noktadan sonra işi fazla uzatmadan konuya girersek: Toplum halinde yaşayan insanoğlunun erkek cinsine düşen “temel görev” ailesini beslemek, barındırmak, korumak…
Kadının göreviyse o aileyi sürdürecek olan çocukları yetiştirmek, büyütmek, eğitmektir….
Bu son cümleden itibaren “Hayırdır, kadını eve mi kapatıyorsun hocam?” türünden bazı itirazların gelmesi beklenebilir olduğundan hemen söyleyeyim: Hayır…
Bu “asli görevler” toplumların bugün ulaşmış oldukları yaşam biçiminde/seviyesinde çok başkalaşmış, değişmiş, farklılaşmış, dönüşmüş olmakla birlikte temel aynıdır….
Hani fıkrası da vardır: Temel askerliğini deniz kuvvetlerinde, bir denizaltıda yapmış… Köyüne döndüğünde, kahvede, sohbet sırasında bir arkadaşı sormuş…
– Haçan, hep merak ederim, siz torpil attığınız vakit denizaltı nasıl oluyor da su alıp batmıyor?.. Hele bir söyle…
Temel arkadaşına sormuş:
– Haçan sen, denizde yüzerken gaz gelse, çıkartmaz mısın?…
– Çıkartırım..
– Peki o vakit su alıp batar mısın?..
– Batmam…
– Tamam işte, sistem aynı sistem…
Çağ itibariyle toplumların, ailenin, bireylerin gelmiş olduğu nokta çok başka, bambaşka bir hal almış olsa da “temel görevimiz” hiç değişmedi…
Erkek kabul gördüğü, davet edildiği, onay aldığı bir kadını besler, korur, barındırır; eşine ve ailesine imkanlar sağlar…
Kadın, seçtiği, beğendiği, sevdiği, bağlandığı eşine bakar; şefkat gösterir, yavrularıyla ilgilenir, büyütür, eğitir…
Konuya erkeksi bir bakışla yaklaştığımın düşünülmesini istemem,
Tam tersine kadınlar ve çocuklardır -tarihin her döneminde- en kıymetli, en değerli, en özenle korunması gerekli olan…
Toplumun üzerine oturduğu/oturacağı aile kurumundaki sacayağının en güçlü olması gereken ayağı kadınlardır…
Bir erkek, eşinin en donanımlı, en bakımlı, en rahat, en “zengin” olması,
Kız ve erkek çocuklarının boy, güç, kuvvet gibi bedensel manada cinsiyetlerinin -olabildiği ölçüde- en mükemmel temsilcileri,
Donanımsal anlamda en bilgili, en becerikli, en aydınlık, en ilerici bireyleri,
Değerler anlamında da olumsuz manadaki tüm değerlerden uzak, olumlu manadaki tüm değerlerle donanımlı olarak yetişmeleri konusunda çalışıp çırpınarak geçirmeli, tüketmelidir hayatını…
Kadın da kendi asli görevini yapmalı,
Eşini çocuklarını sevgi ve şefkat anlamında kucaklayarak, koruyarak, kollayarak, eğiterek yürümelidir yolunda…
Çocuklarına baba, eşine koca ol(a)mayan bir erkekten,
Çocuklarına ana, kocasına kadın olmayı beceremeyen bir kadından
Ve böyle ailelerde doğan, büyüyen çocuklardan kendilerine de ailelerine de içinde bulundukları topluma da -hiç değil belki ama- pek hayır gelmez, ne yazık ki…
Her gece bir başka bedenin “tadına bakmak”…
Bir erkek için birbirinden farklı aroması, değişik kokusu, alımlı kıvrımları, bambaşka becerileri ve kabul biçimleri olan kadının/kadınların akıl sır ermeyen sıcak sularında kulaç atmak,
Bir kadın cenahından bakıldığında da her biri diğerinden daha sarp, dik ve sert bir erkek bedenini vücuduna davet etmek -doğrusu ya- kulağa pek hoş, pek güzel, pek şiirsel, pek keyifli gelmekle birlikte,
Son tahlilde bir sonu olmayan,
Yahut, elbette her şeyin bir sonu vardır/olacaktır da sonu pek keyifli olmayan bir harcama olacaktır…
İşin kötü/garip/acı olan yanı,
Bu harcamanın farkına çoğu kere, iş işten geçtikten sonra varılacak olmasıdır…
Bitireyim:
Güzel, sağlıklı, mutlu, huzurlu bir evlilik birikimdir…
Tersi ise tüketim…
…..
Günaydın güzel dost…
?????
Yanıtının ilk cümlesine bayıldım hocam.
?????
Pardon,
Dur dakika…
?????
Şöyle bir düşündüm de…
Sonuncu muydu yoksa?…
?????
Ne 25’i?.. 27…
Şurada, 1,5 ay sonra, hoop, 28…
Yaa, Ziya beyciğim…
Yaşlanıyoruz…
Ve sen, bütün bunları biliyor,
Bildiğin halde de kaşıyıp duruyorsun…
?????
?????
İhtiyar derken?…
?????
Yahu, ne olursun, bir kere,
Tek bir kerecik olsun, beni işin içine karıştırmadan bir yazı yaz, bir yorum at be arkadaş…
?????
Aman efendim,
Lafı mı olur?…
?????
2. bölümün ilk yazısını merakla bekleyeceğiz yazar bey…
Sevgiler…
?????